10/10
·315 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 00:00
"BİZE AİT BİR YER" "Dünyayla bir olduğumuz anlar vardır; her şeyin ve herkesin birbirine uyduğu, dünyadaki ahengin tam olduğu, senin tam da gereken şekilde gülümsediğin, gerektiği şekilde davrandığın zamanlar, bazen bir beş dakikalık bazen biraz daha uzun zamanlar." Bazen her şey bir şarkının ortasında değişir. Bir anda fark ederiz: sesimiz bize ait olmaktan çıkmıştır. Yüzümüzdeki çizgiler, sanki bir yabancının haritasını taşır. Kimse bize ne olduğunu tam olarak anlatamaz, biz de soramayız da. O an, işte tam o an, büyümeye başladığınız andır. Kitabın satırları arasında dolaşırken, bu sessiz dönüşüm anlarına tanıklık ediyoruz. Yazar, hatırlamanın sızısını mizahla yumuşatarak bizi kendi iç dünyasına, o küçük cumhuriyete davet ediyor. Burası ne tam bir çocukluk diyarı ne de yetişkinliğin karmaşık sokakları; ikisi arasında salınan, eşikte bekleyen bir yer. Roman, bir apartman dairesinde yaşayan Karacalar ailesi ve onları dışarıdan gözlemleyen 10 yaşındaki "Dört Numara" adlı bir çocuğun etrafında şekillenmekte. Dört Numara, yalnız bir çocuktur ve hayatı penceresinin ardından izler. Karacalar'ın evi ise onun için kalabalığın, neşenin, sesin ve "biz" olmanın sembolüdür . Yazar, "Bize ait bir yer, aslında bir biz olma çabasını, kabullenildiğimiz, değer gördüğümüz, dinlenildiğimiz o yeri bulma çabasını anlatıyor. Bu hepimiz için geçerli," diyerek romanın evrensel temasını özetliyor . Bu arayış, Dört Numara'nın kendi evinde hissettiği yalnızlığın tam karşısında konumlanan, kalabalığın, neşenin ve sesin simgesi Karacalar Ailesi'nin evinde somutlaşıyor. Dört Numara'nın kendi evinde ilan ettiği "Oturma Odası Cumhuriyeti", çocuğun içinde bulunduğu kriz ortamında özneleşme çabasının, kendine ait güvenli bir liman yaratma ihtiyacının en güçlü simgelerinden biri olarak belleklere kazınıyor. Bireysel bir öykünün ötesine geçerek, 1980'ler Türkiye'sinin toplumsal dinamiklerine de güçlü bir eleştiri getiriyor. Kentsel dönüşüm, apartmanlaşma ve bunun getirdiği sınıfsal hareketlilik, Fatma Yenge'nin bahçeli evi ile çocuklarının yeni apartman dairelerine duyduğu arzu arasındaki çatışmada vücut buluyor . Yazar, bir çocuğun yaşadığı travmayı, kalp kırıklıklarını on yaşına inerek anlatmayı başarıyor. Bunu nasıl yaptığı sorusuna yazar şöyle yanıt veriyor: "O zaman kendi on yaşıma gittim. Dünyaya nasıl baktığımı hatırladım. Oğlumun çocukluğu da hâlâ taze. Pandemi boyunca balkondan bahçedeki çocukları izlemek de o evrene çok kolay girmemi sağladı. Sonra benim de beklemediğim bir şey oldu; Dört Numara'nın kendi öyküsü büyüdü, genişledi ve asıl kahraman bu çocuk oldu" . Beş bölümde, her bölümde ayrı dağıldım, ayrı toplandım. Her karakterin acısı biraz da bana dokundu, her yalnızlık biraz benim yalnızlığımdı sanki. Dört numaranın oturma odasında kurduğu cumhuriyet, aslında hepimizin içinde var olan o gizli ülke. Bazen bir odada, bazen bir cam kenarında, bazen bir anıda kurduğumuz... Ve belki de asıl mesele, çürümenin ne zaman başladığını bulmak değil, çürüyen ne varsa içinde hâlâ yeşeren bir şeyler olduğunu görebilmek. Ve kitabı kapattığımda soruyorum kendime: Bize ait olan yer dört duvar mıydı, yoksa o duvarların içindeki sevgi miydi? Belki de cevap şu: Aidiyet, bir mekânda değil, kalbimizde taşıdıklarımızda gizli. Kitapla Kalın.
Edebiyat
Bize Ait Bir Yerİlgi Erpelit · Alakarga Sanat Yayınları · 202516 okunma
·
45 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.