Gönderi

Puan vermedi·168 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
Üç kuşaklık bir aile anlatısının merkezinde madenler, madenciler ve söylemeye dilim varmıyor ama maden kazaları var. Ve o kazaların beraberinde getirdiği acılar… Toprağın altında bedenlerle birlikte ne çok şey kalıyor; hafıza da onlarla birlikte gömülüyor bir yerde. Madenciliği devralınan bir kader gibi ele alıyor anlatı. Babadan oğula geçen bir mesleğin ötesinde bir hayat biçimi, bir yazgı gibi. Romanın merkezindeki anlatıcı üçüncü kuşaktan Simon. Gündüz çağrı merkezinde çalışan, geceleri sahnede Margaret Thatcher gibi isimleri canlandıran bir karakter. O sahnelerde romanın politik fonu da devreye giriyor; sınıf, iktidar ve dönem ruhunu bu drag show’larda Simon’dan öğreniyoruz. “Burukluk” queer tonu da olan bir roman; ancak bu bir kimlik manifestosundan çok, bedenin ve yaşamın akışı içinde şekillenen bir dönüşüm hali olarak karşımıza çıkıyor. Karakterler birbirine değdikçe değişiyor, yazı ilerledikçe kimlikler yeniden kuruluyor. Daha çok bir oluş hali gibi. Bu aile ilişkisi içinde en çok hafıza ile unutma arasında gidip geliyoruz. Unutmadan yaşamak mümkün mü? Bazen insan hayatta kalabilmek için unutmak zorunda mıdır? Özellikle babanız da dahil birçok kişiyi kaybettiğiniz bir madende çalışıyorsanız… Madenleri araştıran gözlemcilerin olduğu bölümlerde ise ister istemez bizim coğrafyaya taşındım; en çok da Soma’ya. Çünkü orada da sanki çok şey gömülü kaldı enkazın altında; en çok da “hafıza”. Andrew McMillan ödüllü bir şair ve bu ilk romanında onun şiirsel ritmini metnin içinde hissedebiliyoruz. Zaten bu kadar hassas bir içerik ancak şiirsel bir dille böylesi etkili olabilirdi diye düşünüyorum. Ve başlık bir romana bu kadar mı yakışır! Bitirdiğimizde kalbimizde tam da o his kalıyor: Burukluk.
1000Kitap
BuruklukAndrew McMillan · Livera Yayınevi · 202512 okunma
·
82 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.