Kristinin en az sevdiğim kitabı bu oldu galiba, bende şoklardayım.
O zamanın Amerikasına, Alaskasına yönelik kurgusu, verdiği mesajı, alt metini ve hissettirdikleri evet çok iyiydi tamda Kristinin kaleminin kıvamındaydı ama, ama….
Kitabın ilk yarısını ne yazık ki aşırı sürükleyici bir merağın peşinde geçiremedim. Bolca Alaskanın nefes kesici güzelliğini (ki aksine bana çok kasvetli ve boğucu geldi), Cora ve Ernt in toksik aşklarının çevrelerine ve kendilerine verdikleri zararları, Leninin çaresizliğini, giydikleri anorakların rengini, botların markalarını ve üstüne de ne geçirdiklerini okuduk durduk. (Giyilen kıyafetlerin marka ismiyle anlatılmasına da bir ben takıldım galiba ya neyse)
Kitabın ikinci kısımında işler daha heyecanlı oldu ama bu seferde sona aşırı hızlı gelindi. Yani yavaş yavaş ve detaylıca anlatılan bir dram hikayesinin mutlu sonundaki kavuşma kısmının bu kadar az olması, hiç olacak iş midir!!!
Bence Kristin çocukluğunda yaşadığı Alaskanın muhteşemliğini, vahşiliğini ve acımasızlığını anlatmak için Leniyi ve Matthew u (ah canım Matthew u, bu hikayenin en masumu ve en zarar görenini) güzel harcamış.
Kristinin kitaplarını okurken hep derinden etkilenmiş ve çok üzülmüşümdür ama bu kitabını okurken aşırı sinirlendim ve baya da nefret doldum diyebilirim.
Kitap, türünün örneklerine göre çok iyi sayılabilir ama Kristinin diğer yazdıklarına nazaran kesinlikle iyi bile değildi.
Yazarın kalemiyle ve muhteşem kurgularıyla tanışmak isterseniz Bülbül kitabını aşırı ve yine aşırı derecede tavsiye ederim. İlla da bir Kristin kitabı okuyacağım diyorsanız işe Bülbülle başlayın!!!! kahrolmak, yıkılmak ve yaşarken parçalanmak neymiş ondan öğrenirsiniz.
Ben yazardan ilk okuduğum ilk kitaptı ve 7 vermene çok şaşırdım 😂😂 brn en çok kemalim yapmaz a sinirlendim sürekli o beni seviyor bu sefer yapmaz diye diye koca ömrünü ziyan etti