Maycomb kasabasında Atticus’un bağlı olduğu hukuk bürosu onu bir zencinin davasına atamıştır. (Tom Robinson) Tom her gün Mayella Ewel’in evinin önünden geçip tarlada çalışmaya giderdi. Bu kız babasından gördüğü şiddet ve yakın arkadaşının olmamasından dolayı Tom’a karmaşık duygular beslemektedir. Tom oralardan geçerken onu çağırır ve bazı işleri ona yaptırırdı. Tom ise siyahi olduğundan o toplumda yaşanan ayrımcılıktan nasibini almış ve kendi kabuğunun içerisinde hayatını yaşama çalışan biridir. Ama insanlara yardımı çok sevmekte ve kızın onu iş için çağırmasından herhangi bir sıkıntı duymamaktadır. Bir gün kız tekrar tom’u iş için çağırdığından tüm kardeşlerini göndermiş ve düşündüğü planını devreye sokmak istemektedir. Kendi içinde yaşadığı duygu yoğunluğu onu toplumun normlarını çiğnemek için karşı koyulmaz bir ikilemde bırakmıştır. Kurduğu plan işe yaramayınca Tom’a iftira etti. (Kendisi beyazdı ve bir zenciyi baştan çıkarmıştı. Bizim toplumumuzda ağza alınmayacak bir şey yaptı; bir zenciyi öptü. Yaşlı bir amcayı değil, güçlü ve genç bir zenciyi. Bu toplumsal kuralı çiğnerken kural mural kızın umurunda değildi ama iş olup bittikten sonra yaptığı şeyin ağırlığı altında ezildi. S257) Babası da bu konuda ona gerekli desteği vereceğini söyleyerek, aslında kendi içlerinde olan zenci ırkçılığını bir nebze olsun varlığını ortadan kaldırmak suretiyle tatmin etmek istiyordu. Bu sadece bu aile için geçerli bir şey değil Amerika’nın o dönemler tamamında gerçekleşen bir sosyolojik anomalidir. Irkçılığın zirve yaptığı, zencilerin insan sayılmadığı ve toplumda aşağı bir varlık olarak kabul edilmediklerini en net fotoğrafı olarak önümüze çıkmaktadır. Hukuk bürosu Tom’u savunması için ilçenin en eski avukatlarından Atticus’u görevlendirdi. (Atticus, Tom Robinson!u kurtarmak amacıyla özgür insanlar için geçerli olan her türlü aracı kullandı ama Tom Robinson’ın davası insanların yüreklerindeki gizli mahkemede görülmemişti. S304) Atticus çocuklarının annesini kaybettikten sonra, onlara zenci bir bakıcı tutmuş ve onların yetişmesine bir zencinin üstlenmesine kendi iradesiyle razı olarak aslında toplumsal normlara karşı gelerek büyük bir riskte almış oluyordu. (Bu kez yankilerle savaşmıyoruz dostlarımızla savaşıyoruz, S99) Onun bu konuda ne kadar isabetli olduğunu bakıcılarının çocukları kendilerine ait kiliseye götürdüğünde, çocukların oraya ait olmadığını söyleyen başka bir zenciye – Tanrı aynı Tanrı, öyle değil mi (S150)- sözüyle varlıksal olarak gerçek anlamda ırklar arsında bir farkın olmadığını en çıplak haliyle ortaya koymasından anlaşılıyordu. Atticus için insan olmak için herhangi bir renge sahip olmak gerekmiyordu. Bundan dolayı Tom’un davasını almıştı. Atticus, kendi alanında kendini geliştirmiş, dünya siyasetinden ülke yönetimine kadar bilgi sahibi biridir. Çocuklarını yetiştirirken en çok önem verdiği şey hayatında ilkeli olmak, ahlaklı davranmak ve tutarlı olmak olarak tanımlanabilir. (Ama başka insanların yüzlerine bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim. Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır, S135) Nitekim kendi sözlerinde ve kızının onun hakkında ki düşüncelerinde bunu net bir şekilde anlayabilmekteyiz. (Atticus sokakta ne ise mahkeme salonunda da odur, S251) Atticus akşamları evde oturup gazeteleri okuyarak o zamanki ortam hakkında bilgileri elde ettikten sonra kendi çocuklarına da bunun küçük bir kısmını anlatmaktadır. (Bak yavrum(louise) birini kötü olduğunu düşündüğü bir şeyle seni nitelendirmesi hiçbir zaman hakaret değildir. O kişinin ne kadar zavallı olduğunu gösterir sana, seni incitmez. S140) Dava başladığında aslında Atticus davanın sonucunun nereye gideceğini biliyordu. (Daha başlamadan yüzyıl önce kaybetmiş olmamız demek, kazanmaya çalışmayacağımız anlamına gelmez, S99) Ama bir umuttu aslında onun ki. Çünkü insan olarak görülmeyen bir varlığın -Tom Robinson- beyazlarla aynı şekilde muamele görmesi beklenemezdi. Atticus iyi bir savunma yaptı fakat juri üyeleri bir yandan tehdit diğer yandan daha büyük tehdit olan beyaz üstünlüğü kaybetme durumundan korktukları için idam cezasına çarptırıldı. Atticus’un onlar için söylediği şu söçz meseleyi açıklamaktadır; “hepsi günlük hayatlarında makul insanlar ama akıllarıyla kendilerinin arasında bir şeylerin girdiğini gördüm”-“dünyamızda insanların akıllarının başlarından çıkmasına yol açan bir şey var; jüridekiler isteseler bile adil davranmazlardı. Bizim mahkemelerimizde, beyaz adamın dünyasıyla siyah adamın dünyası arasında karşı karşıya geldiğinde, her zaman beyaz adam kazanır. Bu çirkin ama hayatın gerçeği bu” (S277). Ama Tom bu karara dayanamadı ve idam günü kaçmak isterken vuruldu. Belki de hayatında ilk kez özgür bir karar ile özgürlüğe yürüyecekti ama beyaz ırkçılık onu orada da buldu. (Bana kalırsa Tom beyaz adamların onlara tanıdığı şanslardan bıkmıştı, kendi şansını kendisi yaratmaya karar verdi S297) Bu ırkçılık sadece maycomb kasabasına özgü değil artık tüm dünyanın başına bela olmuş bir patolojik hastalık oldu. Birleşik devletlerde başlayan bu hastalık Avrupa’nın doymak bilmez iştahıyla birlikte bir canavara dönüştü. Bu zehir şimdi tüm dünya da pandemik şekilde yayılmış ve önünü tutmak için kimse ciddi bir set çekmiyor.