·319 syf.····Okunma: 26 Şubat 2026 12:21 Spolier içerir !!
Okumaya uzun süre ara vermeme sebep olan, beni okumaktan soğutan bir kitap oldu. Küçükken öğretmenimiz her hafta bir kitap verir sonraki hafta değiştirirdi. Ben de o zamanlarda yarım kalan bu kitap zihnimde bu yarım şekliyle kaldığı için hep bir gün okumak istemiştim. Ne yazık ki kitap kötü de çıksa yarım bırakamıyorum, bıraktığım da yıllarca peşimi bırakmıyor :(
Kitap hakkındaki düşüncelerime gelecek olursak: Yazarın betimlemelerini aşırı buldum. Konuya girebilmek için üç dört sayfa betimleme okuyorsunuz ve konu içinde de sürekli detaylı betimlemeler okuyorsunuz. Bu durum ise bir süre sonra sizi konudan koparıp soğutuyor. İlk defa bir kitapta bu yüzden sayfa atladım. Betimleme yapabilmek bir yetenektir ama asıl yetenek bunun tadını ve dozunu ayarlayabilmektedir. Burada aşırılık vardı ve tat kaçırıyordu. Söz gelimi baş karakter Emma'nın katıldığı bir balo salonunda duvardaki tablolarda yer alan kişilerin sırasıyla tek tek tasviri mi dersiniz ya da gidilen bir düğündeki dört katlı düğün pastasının her katının ayrı ayrı tasviri mi, hepsi beni okurken yordu.
Bunun dışında kitabı okudukça böyle bir kitabın zamanında okul kütüphanesinde ne işi olduğunu da sorgulamaya başladım. Baş karakter Emma genç yaşında, bir doktor olan ve ilk eşi ölmüş Charles ile evlenir. Emma; evlilik, aşk, sanat vb bir sürü konuda hayalleri olan bir kızdır. Evliliğin vaadettiği heyecanlara kapılarak kendi isteğiyle ve mutlu bir şekilde yapar bu evliliği. Fakat zamanla hevesini alır ve evliliğin hayalini kurduğu kadar güzel veya heyecanlı bir şey olmadığını fark eder. Evliliğinden de eşinden de soğumaya başlar. Bir gün eşinin davet edilmesi üzerine birlikte katıldıkları bir baloda lüks ve şatafatın en doruk noktalarına şahit olur. Burada gördüğü lüksü ve bu hayatı sürekli arzulamaya başlaması yanında burada gördüğü adamlarla da sürekli eşini içten içe kıyaslamaya başlar. Kendisi müzik, sanat vb konularda bir nebze bilgili ve yetenekli olduğu içinse eşiyle kendisi arasında da bir uyumsuzluk görmeye başlar. Gerçekten de Charles güzel bir eşle evliliğin verdiği mutluluk ve rahatlıkla kendini iyice salmış ve özbakımına pek dikkat etmeyen bir adamdır. Belki de onun bu tavrı Emma'nın hislerinde hak verilecek tek kısım olabilir.
Emma hayal ettiği hayatı yaşayamamanın verdiği üzüntüyle sinir bunalımları yaşamaya başlar. Bu öyle bir hâl alır ki sonunda eşi onun iyiliği için farklı bir yere taşınmaya karar verir. Taşındıkları yeni beldede Emma Leon adında bir gençle tanışır ve bu genç zamanla Emma'ya aşık olur. Emma da onu sever ama kendine hakim olur. Leon karşılıksız olduğunu düşündüğü aşkından uzaklaşmak için beldeden ayrılır. O gittikten sonra ise Emma yine aynı hastalığa tutulur. Fazla geçmeden yeni biriyle tanışır, daha doğrusu başka bir adam onu gözüne kestirir. Emma da namuslu olmanın o kadar da önemli olmadığına karar vererek, ve eşine de artık iyice gıcık olduğundan bu adamla sevgili olur. En azından eşinin yanında bir utanç duymasını beklersiniz ama Emma'da kurgu boyunca bu utancın zerresini görmeyeceksiniz. Aksine okuduğu romanlardaki gibi metres oluşundan, eşini aldatıyor oluşundan zevk almakta ve sırf bu duygudan bile mutlu olmaktadır. Rodolphe, yani Emma'nın sevgilisi Emma ile iyice gönül eğlendirdikten sonra onu terk edince Emma yine hastalanır fakat bu defa gerçekten ölümün kıyısından dönmüştür. Tabi bu süreçte yanında olan kişi ise herşeyden habersiz eşidir. Emma tekrar iyileştiği ve eşiyle şehir merkezine tiyatroya gittiği bir gün Leon'la karşılaşırlar. Tabi Emma kabak çiçeği gibi açıldığı için bu defa da Leon'la sevgili olur. Ve yine uzun sayfalar boyunca aynı arsızlıkları okuyorsunuz.
Emma'nın eşini aldatırken Charles'in nerde olduğu ne yaptığı hiç anlatılmıyor kitapta. Emma kayınpederinin mirasını kolay harcayabilmek için eşinden vekalet alıyor sonrasında lüks harcamaları ve eşinin parasıyla sevgililerine yaptığı jest ve aldığı pahalı hediyeler sonucu bir ton borca girdiği için eve haciz geliyor. Bütün köyün haberi varken memurlar gelmiş evde mal sayımı yaparken bizim Charles gene ortalıkta yok. Yazar en azından Charles'in Emma tüm bu işleri çevirirken neyle bu kadar meşgul olup da gözünün hiçbir şey görmediğini yazabilirdi. Dahası adam karısının sağlığı düzelsin diye at kiralayıp orman gezisine çıkartıyor onu ama kendi gitmiyor da elin adamıyla yolluyor. Karısıyla gittiği şehir merkezinden tek başına dönüp, sana iyi gelecekse sen bir gece daha burada kal diyerek öteki adama emanet ediyor. Bu andavallıkla ona da acıyamıyor insan. Hele sonunda her şeyi öğrenince kader böylemiş demesi beni benden aldı. Öyle boş öyle gereksiz bir kitap okudum ki siz kendinizi ve zamanınızı seviyorsanız okumayın. Ayrıca binbir çeşit ahlaksızlığı barındıran böyle kitaplar da sırf klasik diye okul kütüphanesinde olmamalı!!