Bir roman akıcılığı ve formuna sahip olabilmesi için bir miktar kurmaca, fakat çoğunlukla gerçek olayların kaleme alındığını sanarak okumaya başladığım kitap, çoğunlukla kurmaca olduğu gerçeğiyle beni hayal kırıklığına uğrattı. Gerçek kişilerin anlatıldığı romandaki bu kişiler romandakinin aksine gerçek hayatta birbirlerini hiç tanımayan, hiç yan yana gelmemiş kişiler; özellikle de iki protagonist.
Josef Breuer ve Friedrich Nietzsche'nin terapi seanslarını konu alan romandaki karakterler gerçek hayatta birbirlerini tanımıyorlar. Eğer kurmaca bir roman yazılacaksa, karakterlerin de kurmaca olması gerektiğini düşünüyorum. Karakterler gerçek olduğunda, Dr. Breuer ve Nietzsche'nin bu seansları gerçekten yaptıklarını, Breuer'in de Nietzsche'nin de gerçekten tam olarak bu karakterlere sahip olduklarını, Nietzsche'nin gerçekten ağladığını düşünüyor insan.
Romanla ilgili ikinci eleştirim tam bir yahudi propagandası oluşu. Her beş - on sayfada bir mutlaka yahudi düşmanlığından, yahudi kültüründen, yahudi geleneklerinden, yahudi yemeklerinden söz ediliyor. Kendi de bir yahudi olan Irwin D. Yalom'un bu romanda bu kadar yahudi propagandası yapmasından rahatsız oldum, yahudi güzellemelerini okumaktan midem bulandı. Karakterlerin gerçek, ama olayların kurmaca olması durumu da bana ahlaklı gelmedi; Nietzsche hayatta olsaydı kendiyle ilgili bu uydurmalara ne tepki verirdi düşünmeden edemedim.
Üçüncü eleştirim, Salome karakterine çok fazla anlam yüklenmesi ve herkesin bu kızdan aşırı derecede etkilenmesi. Josef Breuer gibi bir adamın yirmilerinin başlarında küstah bir kızdan bu kadar etkilenmesi, onun istediği tarih ve saatte, onun istediği yerde buluşması gerçekçi ve anlamlı gelmedi. Ayrıca Salome'nin cinsel çekiciliğine kapılıp onun isteğiyle Breuer'in Nietzsche'yi kandırıp fiziki muayene yapıyormuş gibi göstererek farkettirmeden psikolojik terapi yapmasını son derece ahlaksızca bulduğumu da söylemem gerekir. Üstelik bunun gerçek karakterlerin üzerinden bir kurmaca olduğunu da düşünürsek ahlaksızlığın bir kat daha arttığını düşünüyorum.
Son olarak, romanın ismi olan "Nietzsche Ağladığında" insanın aklına Nietzsche'nin kırbaçlanıp yere yığılan ata sarılıp ağlaması gerçeğini getiriyor, fakat Irwin D. Yalom'un kurnazlık edip okuyucunun bildiği popüler olan bu bilgiyi kullanarak okuyucuyu isimle çekme yoluna giderek ağlama eylemini kendi kurmacasına kattığını düşünüyorum.
Söz ettiğim eleştirilerin dışında olumlu bir şey söylemek gerekirse, sadece sürükleyici bir roman olduğunu söyleyebilirim. Yalom bir psikolog olarak okuyucuyu nasıl bağlayacağını biliyor. Fakat, karşılığında, bir Hollywood filmi gibi bilinçaltınıza ahlaksızlık ve yahudi güzellemelerinin sokulduğunu bilmeniz gerekir.