İkinci kitap olan fıtrat pedagojisi 2 kitabı daha somut delillerle kıyaslanması yapılmıştır. Kitapta peygamber efendilerimizin hayatlarından kesitler, olaylar ya da söylediği sözler günümüzdeki anne baba ve çocuk iletişimi üzerinden benzetmeler ve de örnekler yapılarak yeniden yorumlanmıştır. Bir kaç tanesini aktarmak istiyorum.
İdris peygamber, Şit Aleyhisselam (562) yaşındayken dünyaya gelmiştir. Adem peygamberin 6. göbekten torunudur. 95 yaşına geldiğinde evlenen bu alim peygamberin biri kız diğeri oğlan olmak üzere iki evladı olmuştur. Öğretmenlik vasıfının ebeveynlere bakan boyutuna çok önemli ayrıntılar vardır öncelikle İdris peygamber'in ilim öğretme seyrini ailesinden başlaması ve her daim öncelikle eşini ve evlatlarını eğitimi teşvik etmesi çok önemlidir. Allah sorumluluk hiyerarşisini bizleri için kurmuştur. Bir babanın öncelikli görevi aile fertlerinin imani hassasiyeti ve eğitimi konusunda gayret göstermektir. Bu görev Tahrim suresi 6.ayette "Ey iman edenler kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun o ateşi başından gayet katı Çetin Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır" şeklinde açıklanmıştır. Bu nedenle mesleği çalışma şartları yoğunluğu ne olursa olsun bir babanın ilk görevi ailesinin eğitiminden ve imaniye tekamülünden mesul olmasıdır.
Hz idris'ten sonraki bölümde çocuğuna dua ettiği için uyarılan peygamber olan Hz. Nuh'dan bahsetmektedir. Daha sonra rabbi ile arasına aracı koymayan peygamber Hz. ibrahim'den bahsetmektedir. İkiz oğullarının fıtratını keşfe çıkan peygamber Hz ishak'tan bahsetmektedir. Cinsiyet eğitimini tarihi şerh düşen peygamber Hz.Luttan bahsetmektedir. Çocukların hatasını sabrıyla örten peygamber Hz. yakup'tan bahsetmektedir. Örneğin bu bölümde şu şekilde benzetmesi yapılmaktadır. Kardeşine bilerek vurup canını yakan bir çocuğa "sen kötüsün" demekle "bu davranışın kötü" demek arasında dağlar kadar fark vardır.İlkinde kötü davranışı çocuğun karakterinin bütünü ilan edip o yanlıştan dönecek yolları ona kapalı kılarken; diğer cümlede ise iyi bir insana yakışmayan kötü bir davranış algısı hakim olmaktadır. Sen iyisin ama bu davranışın kötü çıkarımı yapılmaktadır. Böyle yaklaşılan özündeki iyiliğe vurgu yapılan bir çocuk zaten doğal olarak kötü davranışı üzerine yakıştırmayacaktır. Oysa tam tersi noktada sen kötüsün mesajı alan bir çocuk zaman içinde kötülüğü de kötü halleri de özümseme hatasına düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Yetişkinlerin en büyük paradokslarından bir tanesi yetişkin iletişiminde ben dilini kullanmayı uygun görürken çocuğuyla kurduğu iletişimde sen dilini kullanmasıdır. Ben dili, kişinin duygularını isteklerini düşüncelerini ifade etmesinin sağlıklı biçimidir ben böyle hissettim böyle düşündüm tarzı cümleler karşı tarafa bir suçlama ağırlığı yüklemeden kişinin içinde bulunduğu durumu tanımlamasına yardımcı olur. 59 Oysa yetişkin-çocuk ilişkisine hâkim dil "sen" dilidir senden bunu beklemezdim senin yüzünden kardeşin ağlıyor neden bunu yaptın diyen bir anne olayların tüm sorumluluğunu ve suçunu çocuğunun küçük omuzlarını yüklemektedir. "Bu davranış doğru değil" demek yeterli ve doğruyken, davranıştaki hatayı ve olumsuzluğu çocuğun kişiliği ile özdeş kılmaktadır. Yanlışlıkların eksikliklerin hataların sen dili ile çocuğa aktarılması çocuğu derin ve suçluluk duygusunu yeter bilmediği acemisi olduğu hayat yolculuğunun tüm deneyimlerini başarısızlık hanesine kaydeder.
Oysa çocuk da kurulan iletişimde bırakın sen dili kullanmayı ben dili kullanmak bile çocuğa boyundan büyük bir sorumluluk yüklemek olur zira sen dili çocukta suçluluk hisse oluştururken ben dili ise çocuk da yetersizlik duygusunun kapısını açmaktadır. Çocuğuna ben dili kullanarak bu davranışın bana kötü hissettir diyen bir anne bu davranışı kasti yapmayan hatta belki alternatifini bilmeyen çocuğuna "beni mutlu etmek için yeterli değilsin" mesajı vermektedir. Bu bağlamda çocukluğa doğru iletişimde en doğru dil davranış dilidir. İlerleyen bölümlerde mükemmelliği Allah'a mahsus kılan peygamber Hz yusuf'tan örnekler verilmiştir. Daha sonra sabrın sınırını sınırsız kılan peygamber Hz eyüp'ten bahsedilmiştir. Rıza makamına çıkmanın yolunu gösteren peygamber Hz zülkiften bahsedilmiştir. Etkili konuşmayı rabb'inden öğrenen peygamber hazreti musa'dan söz edilmiştir. Hatta bu bölümde şu benzetme yapılmıştır : Anne babalar hatırlamalıdır ki bir sözü çocuk için anlaşılır kılan şey daha yüksek sesle söylenmesi değil doğru dille söylenmesidir zira karşınızdaki kişinin sözlüğünde olmayan bir kelime ne kadar bağırarak söylenirse söylensin muhatabının anlamasını sağlamayacaktır ya da tam tersi noktada anlamı gayet iyi bilinen bir sözün kısık sesle söylenmesi o sözün etkisini azaltmayacaktır. Örneğin dilinizi bilmeyen bir turiste bağırarak kendi dilinizle yol tarifi ederseniz anlamasına yardımcı olmazsınız. Ayrıca bağırarak konuşmanın çocuğu sağır dinler konumuna sokan bir etkisi de vardır annesinin olur olmaz pek çok şeye bağırdığını gören bir çocuk bir süre sonra onun bağırışlarına sağır kalacak annesi çok önemli bir şey için bağırıyor olsa dahi önemini kavrayamayacaktır. Nitekim konuşurken muhatap firavun dahi olsa durulması gereken nokta açıktır. Ona yumuşak bir söz söyleyin belki düşünür veya saygı duyar (Taha/44).
Daha sonra oğlunun hükmü ile hükmeden peygamber Hz davut'tan bahsetmektedir.
Daha sonra karıncayı duyup ordusunu durduran peygamber Hz süleyman'dan bahsetmektedir. Burada da şöyle bölümle ilgili benzetme vardır. Zira akıl hisseden değil çözümler üretendir. Bir problem varsa aklın görevi teşhis edip çözmekten ötesi değildir. Bu yüzden birçok ebeveyn ağını kurtarmak için pek çok hatalı yönteme başvurmayı mübah görmektedir. Oğluna
öğüdü kur'an-ı kerim'e kıssa olan Veli hazreti lokman'dan bahsedilmektedir. Bu bölüme de çok güzel Mevlana'nın bir ayetine yer verilmiştir : Her hayvanın kendisine has bir iniltisi bir zikri ve tesbihi vardır ki bununla yaratan ve rızık veren Rabbini zikreder nitekim devenin böğürtüsü, aslanın kükremesi, av hayvanlarının inlemesi, sineklerinin vızıltısı, arıların uğultusu, göklerde de meleklerin ruhanilerin tesbihleri ve zikirleri olduğu gibi insanların da tesbihi tehliliği batını ve bedeni türlü ibadetleri vardır. Halbuki bir çare eşek sadece iki belirli zamanlarda anırır. Şehveti kabardığı zaman diğeri aç kaldığı zaman. Bu bakış açısı bize fısıldar ki seslerin en çirkini hazzı önceleyen yalnızca hazları için yükselen sestir. Zira insan hazlarını öteleyebildiği oranda insan kalacaktır. Bu yüzden çocuk eğitiminin temellerinden biri çocuğa fazla öteleme becerisi kazandırmaktan geçer bunu yapabilmekte daha doğduğu andan itibaren şekillenmeye başlayan bir eğitim sistemi ile mümkün olur.103
Daha sonra tuttuğu oruçla Allah'ın kelamına söz olan anne Hz. meryem'den bahsetmektedir. Beşiğinde insanlığa haykıran peygamber Hz isa'dan bahsetmektedir. fıtrata saygıda Zirve olan peygamber Hz zekeriya'dan bahsetmektedir. Son olarak her haliyle terbiye eden peygamber Hz Muhammed Mustafa (s.a.v) söz etmektedir. 138
Son söz olarak Hz.Adem efendimize kadar gelen her peygamber insanları irşad için seçilmiş birer elçi olarak kendilerine vahyolunan sözü sadece kendi zamanlarına ve insanlarına değil yüzyıllar sonrası insanınada miras olarak bırakmışlardır. Bu nedenledir ki bu kutlu elçiler sadece insanlığa nasıl kul olunacağını nasıl ibadet edileceğini göstermekle kalmamış eş ve ebeveyn olarak durulması gereken noktaları bizzat kendileri yaşayarak model olmuşlardır.