·180 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Şubat 2026 18:55 "Unutmak, maziye kayıtsız kalmak, önem vermemek istiyorum. Fakat mümkün mü? Hislerimize, fikirlerimize üstün gelmeyi arzu etmek kadar masumane bir hülya olamaz."
"Mânend-i şecer sâbit olur, nâbit olanlar"
Ömer Seyfettin, birçoğumuzun özellikle ilkokul ve ortaokul dönemlerinde ibretlik ve aklımızda karanlık izler taşıyan, "küçücük çocuklara bunları niye okutmuşlar ya" diyerek hatırladığımız öykülerin sahibi, mesajı net ve dili sade bir yazar olarak hayatımızda bir yere sahip.
O öyküleri de geri dönüp şu anki bakış açımla bir kere daha okumak isterim aslında çünkü Bahar ve Kelebekler kitabında derlenen öykülerini okuduktan sonra çok farklı bir Ömer Seyfettin ile tanışmış gibi hissediyorum. Güçlü ironileri, yer yer eğlenceli kesitleri, kendi hayatından da izler taşıyan öykülerle birlikte psikolojik derinliği olan, yer yer hâlâ karanlık ama bir o kadar da etkileyici bir kalem gördüm bu öykülerde.
Hikâyelerin bazıları çok kısa, bazıları biraz daha uzun ama uzunluğu fark etmeksizin her biri çok güzel kurgulanmış, çok iyi bir altyapı düzenlenmiş ve çarpıcı finallerle noktalamış hepsini.
Seyfettin, askeri eğitim almış ve Balkanlarda görev yapmış biri. Bunun etkisiyle tabii ki döneminin birçok olayına, özellikle imparatorluğun adım adım yıkılışını, savaşları, coğrafyamızda yaşanan kimlik krizlerini birebir yaşamış, gözlemleyebilmiş bir yazar. Bunu direkt olarak aktardığı birkaç öykü de var kitapta, bunun etkileriyle harmanlanarak kaleme alınmış öyküler de var. Bu sebeple hem okuması çok keyifli öyküler hem de dönemi hakkında harika gözlemler içeren tarihi kayıtlar gibi de görebiliriz bunları.
Bu derlemeden sonra daha çok Ömer Seyfettin okumak için sabırsızlanıyorum kesinlikle.