Gülün AdıThe name of the rose.
"Bizler kitaplar için yaşıyoruz.Kargaşa ve yozlaşmanın egemen olduğu bir dünyada hoş bir görev bu."
Kelimeler diyorum bir ustanın eline düşünce nasılda ahenkle dans ediyorlar.Tam anlamıyla sanat, edebiyat, felsefe, polisiye, tarih hepsinin bir arada zekice harmanlandığı bir baş yapıt.
Umberto Eco' nun binlerce sayfa Ortaçağ metnini taradığı, arşivleri inceleyip, el yazması eserlere kadar araştırdığı, üstün bir zekanın ürünü olan o kitabı. Okuması kolay bir eser olmadığını kabul etmeliyim. Kitabın sabredip üçte birlik kısmını okumayı başarırsanız,sonrasında yazar size tam da kitabın içerisindeki o atmosferi, tüm olayları beraber yaşıyormuşcasına o gerilimi hissettiriyor.
1980'de İtalya'da ilk yayımlanışından bu yana sayısız basım yapan ve dünyanın pek çok diline çevrilen bu eseri bitirdiginiz de Ortacağ ile ilgili bilgiye doyacaksınız. Ben stres, heyecan ve gerilimi iliklerime kadar hissederek bir belgesel izliyormuşum gibi okudum. Ayrıca meraklısı için filmi de mevcut.
Bilmek bizi hakikate mi ulaştırır, yoksa yoldan sapmaya mı? Bilmek iyi midir ? Tehlikeli mi?
Bu noktada gerçeğe ulaşmak kurtuluşu getirir mi? Yoksa yıkıma hız katan bir farkındalık mı oluşturur?
Eco, aklı yüceltirken sorgulayıp aynı zamanda sınıyor.İnancı eleştiriyor ama bütünüyle reddetmiyor. Bilmek, insanı başka bir insana götürür. Artık eski haline dönemezsin.Hakikat, tek bir aklın yada tek bir inancın tekelinde değildir diyor.
" Bir zamanlar büyük olan şeyler, ünlü kentler, güzel prensesler, her şey hiçe dönüşür. Yitip giden bütün nesnelerden elimizde yalnızca adlar kaldı "
Güller solar, isimler kalır.