"HAYAT NEYE BENZESEYDİ GÜZEL OLURDU"
"İnsan niye ölmekten korkar ki! Ölmekten korkmaz insan, bi daha tenine yağmurun değmiicek olmasından, artık özgür hissedemiicek olmaktan, bir daha asla yıldıza bakamamaktan korkar!"
Hayat bir şeye benzeyecek olsaydı, en çok dört mevsimi yaşayan bir bahçeye benzesin isterdim. Çünkü bahçe, sabrı öğretir; emek vermeden çiçek açmayacağını hatırlatır bize. Toprağa atılan küçücük bir tohumun zamanla kök salıp filizlenmesi gibi, insanın hayalleri de emekle büyür. Bazen fırtına çıkar, dallar kırılır ama ardından güneş doğar ve toprak yeniden umut kokar. Hayat da böyle olsa… Acıları geçici, umutları kalıcı olsa.
Bir başka ihtimal de hayatı bir kitaba benzetmek isterdim. Her sabah yeni bir sayfa açılan, her insanın kendi cümlelerini yazdığı bir kitap… Yanlış yazılan satırlar olabilir, hatta yırtılmış sayfalar da… Ama kitap bitmeden hikâye bitmez. Belki de güzellik, kusursuz bir hikâyede değil; inişli çıkışlı ama anlamlı bir anlatıda saklıdır.
Üç bölüm, üç ayrı dünya, tek bir göğüs kafesinde buluşan onlarca duygu... kitabı elimize aldığımızda, aslında bir yolculuğa çıktığımızı hemen anlıyoruz. Ama nereye gittiğimizi kestirmek hiçte kolay değil. Çünkü bu yolculuk hem coğrafi hem duygusal hem de zamansal bir serüven sunuyor bize.
Hayat neye benzeseydi güzel olurdu sorusunun cevabı belki de yazarın ifadesiyle: Göğüs kafesimizdeki örsü fark ettiğimizde, onu taşıyan yalnızca biz değilmişiz gibi hissetseydik. Ve birileri çıkıp "Ben de tam bunu hissediyorum" deseydi.
Satırlarda bulduğumuz tam da bu. Bir yıldızın mitolojik hikâyesinde kaybolurken, aslında kendi hikâyemizi okuyoruz. Bir bakkalın sessiz dramında kendimizi buluyoruz. Bir otel odasının loşluğunda kendi yalnızlığımıza misafir oluyoruz.
Ve anlıyoruz ki, hayat tam da böyle güzel. Göğüs kafesinde görünmez bir örsle yaşamak, sıkıntıya "sıkılmak" demek, eski ayakkabıların rahatlığında huzur aramak... Tüm bunların içinde bir yerlerde, hepimiz aynı şeyleri yaşıyoruz aslında.
Derde düştüğümüzde "İlyas!" diye bağırasımız geliyor bazen. Kim bilir belki de bir yerlerde bizi duyan vardır. Yazarın mizahi diliyle sarılıyor tüm bu ağırlıklar. Gülümsetirken düşündüren, düşündürürken yalnız olmadığımızı hissettiren bir anlatım bu. Ve belki de hayat tam da buna benziyor...
Hayat neye benzerse benzesin, onu güzel yapan şey benzetmesi değil; ona kattığımız anlamdır. Eğer sabrı bir bahçeden, direnci bir nehirden, umudu bir gökyüzünden ve hikâye yazmayı bir kitaptan öğrenirsek; o zaman hayat zaten güzel bir şeye dönüşür. Çünkü güzellik, dışarıda değil; bakışımızdadır.
Kitapla Kalın.