Orhan Pamuk’un otuz beş yıl boyunca üzerine düşündüğü, yaklaşık beş yılda yazdığı ve basımı pandemi sonrasına denk gelen Veba Geceleri, bizi 1901 yılının hayali Mirgen Adası’na götürüyor. Hazır mısın Can? Çünkü bu gidişin dönüşü hızlı olmayacak. Pamuk anlatacak… hem de uzun uzun anlatacak. 540 sayfa boyunca II. Abdülhamid’in gölgesi, kalabalık karakter kadrosu ve o tanıdık Pamuk detaycılığıyla tarih ve kurmaca iç içe geçerek etrafımızı saracak. (Bir noktadan sonra ne kadarı gerçek, ne kadar kurmaca meselesi üzerinde durmayı bıraktım. Hepsini kurmaca gibi okumaya karar verdim; yoksa kitabı bitiremeyecektim.)
Mirgen Adası’nda bir gün veba baş gösteriyor; sebebi ve çaresi bilinmeyen bu hastalık adanın bütün düzenini sarsıyor. İstanbul’dan çözüm bulması için Doktor Bonkowski gönderiliyor, ancak kısa süre sonra öldürülüyor. Bunun üzerine V. Murat’ın kızı Pakize Sultan ile çiçeği burnunda eşi, karantina doktoru Nuri Bey adaya yollanıyor ve olaylar giderek karmaşıklaşıyor. Romanı, Pakize Sultan’ın mektupları başta olmak üzere çeşitli belgeleri bir araya getiren torununun kızı Mina Mingerli’nin anlatımından okuyoruz.
Salgın karşısında toplumun verdiği tepkilerin çeşitlenmesi romanın asıl gücü. Bir yanda bilime yaslananlar, bir yanda kaderciler; birlik çağrısı yapanlar, milliyetçiliği yükseltenler; fırsatçılar, komplo teorileri üretenler… Toplumsal olanla bireysel olan da iç içe geçiyor. Korkular, hırslar, tutkular, aşklar ve kişisel hesaplar büyük görünen olayların içine karışıyor.
Romanın bence diğer güçlü yanı ise tarih anlatısına yaklaşımı. Pamuk, yaşananlarla sonradan anlatılan arasındaki farkı görünür kılıyor; tarihin biraz da anlatılırken kurulduğunu hatırlatıyor.
Kalınlığına rağmen detay sevenler için akıcı, benim odaklandığım başlıklar üzerinden takip etmesi keyifli bir roman. Ama… (amalarım ve ben ) bütününe baktığımda tam tatmin eden bir Pamuk metni de olmadı benim için. Yer yer fazlalık hissi yaratan kalabalık, romanın odağını dağıtmış gibi geldi. Pamuk edebiyatında ilk sıralarda önermem.