Bu hikâyede; aşkları hüsranla biten iki sevdalı gence mi, yoksa kaderin yüzüne bir türlü gülmediği Ali Bey’e mi üzüleyim bilemedim.
Hele nakış hocası… Kardeşim sen niye üstüne vazife olmayan işlere karışıyorsun dersini ver paranı al. #Çöpçatanteyzelerkapatılsın!
Şemseddin Sami ‘nin, edebiyat derslerimizden aşina olduğumuz ve "ilk Türk romanı" olarak bildiğimiz Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat eseri; yazıldığı dönem ve şartlar göz önüne alındığında, devrin insanlarının yaşadığı zorluklara ve aşklarının ne denli muazzam olduğuna tanıklık etmenizi sağlıyor. Kitabı değerlendirirken günümüz eserleriyle kıyaslamamak gerektiğini düşünüyorum.
Bir makale yazdığınızda ertesi sabah Fizan’a sürülme haberinizin gelmesinin muhtemel olduğu bir zamanda, böyle bir eser ortaya koymak gerçekten takdireşayan bir durum. :)
Fitnat ile Talat
Fitnat, dünyaya geldiğinde henüz annesini tanıyacak yaşa gelmeden onu kaybetmiştir. Annesinin sonradan evlendiği üvey babası (Hacı Mustafa) ve yetişmesinde emeği olan Emine Hanım ile yaşamaktadır. Tütün işiyle uğraşan üvey babası, dönemin dar ahlak yargılarına dayanarak bir kadının evden dışarı çıkmaması gerektiğini düşündüğü için Fitnat’ın 15 yaşına kadar dış dünyayı görmesine asla izin vermemiştir.
Kader; babasının dükkânından tütün almaya gelen Talat Bey ile Fitnat’ın göz göze gelmesiyle, her ikisinin de dünyasında aşk ateşinin tutuşmasına sebep olur. Talat Bey, 19 yaşlarında genç bir delikanlıdır. Babası o küçükken vefat etmiş olsa da annesi Saliha Hanım sayesinde güzel bir terbiye ve eğitim almıştır.
Fitnat Hanım’ı görmesiyle başlayan bu serüvende; iki tarafın da imkânsızlıklar içinde birbirleri için yaptıkları fedakârlıkları ve duydukları sadakati gördükçe etkilenmemek elde değil. Bir de Ali Bey var ki; çektiği derdin terazide bir karşılığı olamaz...
Severek ama büyük bir hüzünle okudum. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.