Şemseddin Sami

Şemseddin Sami

Yazar
8.1/10
2.659 Kişi
·
12,2bin
Okunma
·
201
Beğeni
·
10,1bin
Gösterim
Adı:
Şemseddin Sami
Unvan:
Arnavut Asıllı Osmanlı Yazarı, Ansiklopedist ve Sözlükçü
Doğum:
Frashër, 1850
Ölüm:
İstanbul, 1904
Şemseddin Sami (Frashëri) (1 Haziran 1850, Frashër - 5 Haziran 1904, İstanbul), Arnavut asıllı Osmanlı yazarı, ansiklopedist ve sözlükçü. İlk Türkçe roman olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat'ın (1872), ilk Türkçe ansiklopedi olan Kamus-ül Alam'ın (1889-1898) ve modern anlamdaki ilk geniş kapsamlı Türkçe sözlük olan Kamus-ı Türkî'nin (1901) yazarıdır. Ayrıca Kamus-ı Fransevî adlı Fransızca ve Kamus-ı Arabî adlı Arapça sözlükleri kaleme almıştır.

Ağabeyi Fraşereli Abdül Bey ile birlikte, Latin ve Yunan harflerini kullanan ilk Arnavut alfabesini geliştirmiş (1879) ve Arnavutça bir gramer kitabı yazmıştır (1886). Kardeşi Naim Fraşeri, Arnavut milli şiirinin kurucusu olarak kabul edilir. Galatasaray Spor Kulübü' nün kurucusu Ali Sami Yen'in babasıdır.

Yaşam öyküsü

1850'de Güney Arnavutluk'ta Berat'a yakın Fraşer kasabasında doğdu. Tımar sahibi Fraşerî ailesinden Halit Bey’in beş oğlundan üçüncüsüdür. Diğer iki oğul, Naim ve Abdül, Arnavutluk tarihinde önemli roller oynamışlardır.
Ortaöğrenimini bugünkü Yunanistan sınırları içinde kalan Yanya'da ünlü Zosimea Lisesi'nde tamamladı. Eski ve yeni Yunanca, Fransızca ve İtalyanca'nın yanı sıra Türkçe, Arapça ve Farsça öğrendi. Aile geleneği doğrultusunda Bektaşi tekkesine devam etti.

Emine Hanım ile evli olan Şemseddin Sami, bir süre Yanya Mektubi Kalemi'nde çalıştı. 1871'da İstanbul'a geldi. Matbuat Kalemi'nde memur olarak göreve başladı. Memurluk yaparken bir yandan da ilk telif eseri olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı romanını 1872-1873 yıllarında forma forma yayınladı. Ebüzziya Tevfik'in çıkardığı Sirac ve Hadika gazetelerinde çalıştı. Vatan Yahut Silistre krizi esnasında bu gazete Yeni Osmanlılar lehine neşriyatta bulunduğu için kapatıldı. 1874'te Fransızca'dan çevirdiği İhtiyar Onbaşı adlı trajedisinin sahnede kazandığı başarı üzerine, Arnavut sorunlarını ele alan Besa adlı oyunu da Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelendi.
1874'te vilayet gazetesini yönetmek üzere Trablusgarp'a gitti. Dokuz ay orada kaldı. Bu görevinden önce bir İtalya seyahati yaptı. İstanbul'a döndükten sonra, 1876'da Mihran Efendi Nakkaşyan'la ile birlikte Sabah gazetesini yayımlamaya başladı. Bu gazete kısa zamanda büyük bir popülerlik kazanarak Türk basınında o zamana kadar görülmemiş bir tiraja kavuştu.
1877'de bir süre Rodos Valisi Sava Paşa'nın mühürdarlığı görevinde bulundu. Dönüşünde, daha önce Sabah'ta yazdığı "Şundan Bundan" başlıklı köşesini Tercüman-ı Şark gazetesinde sürdürdü. Bu sırada yoğun olarak Arnavut konularıyla ilgilendi. Bir yandan ağabeyi Abdül Fraşeri'nin önderliğindeki Arnavut İttihadı hareketini desteklerken, Arnavutluğun Osmanlı Devleti'nden ayrılmasını savunan görüşlere karşı çıktı.
1880'te Abdülhamit'in isteği üzerine saraya alınarak mabeynde kurulan Teftiş-i Askeri Komisyonu'nun kâtipliğine getirildi. Ölümüne kadar koruduğu bu görev, onun ekonomik rahatlığa kavuşarak kitapları üzerinde çalışmasına imkân sağladı. Bu yıllarda Daniel Defoe'dan Robenson Kruzo ve Victor Hugo'dan Sefiller romanlarını Türkçeye çevirdi. 1882-83 yıllarında, büyük eserlerinin ilki olan Fransızca-Türkçe Kamus-ı Fransevi'yi, 1885'te de bu eserin Türkçe-Fransızca kısmını yayınladı. Bu eserden dolayı II. Abdülhamit tarafından İftihar Madalyası tevcih olundu. 1889'dan itibaren tek başına yazdığı ve dokuz yılda altı cilt olarak yayımladığı Kamus-ül A'lâm adlı ansiklopediyle, Türkiye'nin en popüler yazarlarından biri haline geldi.
Kamus-ül A'lâm yayını daha tamamlanmadan, 1896-1897 arasında bir yıllık bir çalışmayla, bugüne dek hazırlanmış en kapsamlı Arapça-Türkçe lugat olan Kamus-ı Arabi adlı büyük sözlüğü fasıl fasıl çıkarmaya başladı. Ancak Firuzabadi Kamus'unun birbuçuk katı olacağı haber verilen bu eserin, ancak cim harfinin sonuna kadar olan 504 sayfalık kısmı yayımlandı.
1898'de gazetelerde Şemseddin Sami'nin Türkçenin ıslahı üzerine bir dizi makalesi çıktı. 1899'da modern ilkelere göre hazırlanmış ilk Türkçe-Türkçe sözlük olan Kamus-ı Türki'yi yazmaya başladı. 1901'de bu büyük eseri yayımladıktan sonra kendini tamamen Türk dili araştırmalarına verdi. 1902'de Kutadgu Bilik'in ve 1903'te Orhun Abideleri'nin izahlı çevirilerini hazırladı. Ortaçağ Kıpçakçası hakkındaki eserini bitiremeden 18 Haziran 1904'te Erenköy'deki evinde yaşamını yitirdi.
Görüşleri

Şemseddin Sami, modern Türk milliyetçiliğinin ilk ve bazı yönleriyle en ilginç biçimi olan Osmanlıcılığın en önemli temsilcilerinden biridir. Aslen Arnavut olduğu ve Arnavut sorunlarıyla yakından ilgilendiği halde, Osmanlı devletinin modernleşerek güçlenmesini savunmuş, bunun için imparatorluğun ortak dili olan Türkçenin önemini vurgulamıştır. Türkçeyi incelemek, modernize etmek, geliştirmek ve öğretmek alanlarında, yalnız kendi çağında değil, tüm dönemlerde, Şemseddin Sami kadar emek vermiş kimse azdır.
Kamus-ı Türki, Osmanlı Türkçesini üç dilden oluşan bir karma sayan eski zihniyetten, bağımsız ve bütünlüklü bir dil olarak gören yeni anlayışa geçişte kilit bir merhaleyi temsil eder. Arapça ve Farsça kelimeler eski sözlüklerdeki gibi gelişigüzel aktarılmamış, güncel yazı dilinde kullanılma ve yaşayan bir unsur olma özelliklerine dikkat edilmiştir. Arapça ve Farsça sözcüklerin özgün anlamları değil, (geleneksel bakışta "bozuk" sayılsa da) güncel Türkçe kullanımdaki anlamları verilmiştir. Batı dillerinden alınan yeni kelimelere yer vermeye özen gösterilmiştir. En önemlisi, dilin bel kemiğini oluşturan "Türkçe" unsurunun yapısı ve etimolojisi üzerinde dikkatle durulmuştur. Şemseddin Sami, dilin sadeleşmesini ve Türkçeleşmesini savunmuş, bunun için gerekirse Türkçenin en eski kaynaklarına ve Doğu Türkçesine (Çağatayca) başvurulmasını önermiştir. Ayrıca Şemseddin Sami İslamiyet ile Sosyalizmi bağdaştıran Osmanlı aydınlarından biridir. Kendisine göre, Komünizm lanetlenmeli fakat Sosyalizm yüceltilmelidir. Çünkü Şemseddin Sami'ye göre insanlığın kurtuluşu Sosyalizm'dedir.

Arnavut milliyetçiliği

Modern Arnavut milliyetçiliğinin (Rilindja Kombëtare) manifestosu sayılan Arnavutluk Ne idi, Nedir, Ne Olacak başlıklı kitapçık, Arnavut ulusal geleneğinde Şemseddin Sami Bey'e atfedilir. Bu esere dayanarak Sami Frashëri, kardeşleri Naim ve Abdul ile birlikte, Arnavut ulusal düşüncesinin babası sayılır. (Bak. İngilizce Vikipedi Sami Frashëri maddesi.) Arnavutluk başkenti Tiran'ın ana meydanlarından birinde üç kardeşin anıtı bulunur.
Adı geçen kitapçık ilk kez 1899'da yazar adı olmaksızın Arnavutça, daha sonra Fransızca yayımlanmış, 1904'te Şemseddin Sami'nin ölümünden hemen sonra Sofya'da onun adıyla ve "Arnavutçadan harfiyen tercüme" olduğu kaydıyla Türkçe olarak basılmıştır. Türk tarihçileri genellikle bu eserin Şemseddin Sami'ye ait olduğunu kabul etmezler ve olayı, Şemseddin Sami'nin ününü ve prestijini kullanarak Arnavut milliyetçiliğine itibar kazandırma çabası olarak değerlendirirler. Şemseddin Sami'nin özellikle son yıllarında Türklük ve Osmanlılık konularına gösterdiği yoğun ilgi göz önüne alınırsa, bu görüşte doğruluk payı olduğu düşünülebilir. Buna karşılık Arnavutça eserlerde, Arnavutluk manifestosunun Şemseddin Sami'ye aitliği konusunda en ufak bir kuşku dile getirilmemektedir.

İlk Türkçe roman


Şemseddin Sami'nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı romanı 1872 Kasım'ından itibaren Hadika gazetesinde tefrika edildi; 1873 yazında tamamlandı. (Yeni harflerle basımı Sedid Yüksel, Ankara 1964.) Talat ile Fitnat'ın aşkını anlatan roman, Türk edebiyat tarihine ilişkin birçok eserde "İlk Türkçe Roman" olarak değerlendirilir. Ancak bu doğru değildir. Bugüne dek ortaya çıkarılmış olan ilk Türkçe roman, Vartan Paşa (Hovsep Vartanyan) tarafından Türkçe olarak yazılıp Ermeni harfleriyle basılan Akabi Hikayesi'dir. 1851'de yayımlanan bu romanı 1991'de Andreas Tietze modern transkripsiyonla yayımlamıştır. (Eren Kitabevi, İstanbul.) 1851-1872 arasında da çok sayıda Ermenice harfli Türkçe roman yayımlandığı anlaşılmaktadır.
Şemseddin Sami'nin eserinin Türkçe yazıyla ilk Türkçe telif roman olup olmadığı yeterince aydınlatılmış bir konu değildir. Ancak popülerlik kazanan ilk Türkçe roman olduğu muhakkaktır.
Kadın kılığına giren Talat,
kadınlara sokaklarda yapılan sarkıntılıkları öfkeyle karşılar.
Şöyle der kendi kendine:

''Ah biçare kadınlar, neler çekerlermiş.
Biz erkekler onları kukla mesabesinde kullanıyoruz.
Yolda serbest ve rahat yürümelerine mani oluruz.
Bu ne rezalet ve küstahlık.
Bir erkek, tanımadığı başka bir erkeğin yüzüne bakmaz, söz söylemez.
Lakin tanımadığı ve hiç görmediği bir kadına gülerek yüzüne bakmaya ve söz söylemeye başlar.''
116 syf.
·10 günde·Puan vermedi
İlk görüşte aşkın en güzel hali, ölümüne aşk dedikleri...
Günümüz aşkların aksine tertemiz bir şekilde kendi içinde yaşanan bir aşkı anlatırken bir yandan da kızının düşüncesini önemsemeksizin kendince iyiliğini rahatını düşünerek kızlarını hiç tanımadığı erkeklere veren toplum anlayışı da eleştiren bir eser. Aşka bakışımı ona olan inancımı tazeleyen Talat ve Fitnat'ın aşkı okunmaya değer diye düşünüyor ve şiddetle tavsiye ediyorum
120 syf.
·4 günde·Puan vermedi
NOT : Bu kitap , itiraf sayfalarına sürekli gördüğü insanı beğendiğini yazanlar için uygun değildir.

NOT : Kitabın başındaki Ayşe kadın karakterinin konuşmaları sinirinizi bozabilir lütfen sabredip kitaba devam edin , sabrınızın karşılığını alacaksınız :)

Öncelikle kitabın başından sonuna kadar farklı aşk hikayeleri var ve bu farklılık kitabın işleyişini bozmuyor aksine çok güzel bağlantı kurmuş yazarımız. Kullanılan dil , o dönemki hava , karakterler harika anlatılmış. Benzemetler de başarılıydı. Günümüzde itiraf sayfalarına saçma sapan yazanlar var , şu kıvırcık kızı büfede gördüm , mavi gözlü tatlı çocuk çok güzel yürüyordu vs. Öncelikle Allah bu siteyi onlardan korusun... Talat ve Fitnat işte bu şekilde bakışarak aşık oldu birbirlerine. Tatlı heyecanları ve sabırlı bekleyişleri vardı. En sonunda Talat bey farklı bir yolla Fitnat hanımla görüşmeye başladı. Ve bir şekilde ilerledi olaylar. Bir yandan spoi vermemeye çalışıyorum :)) çok güzel kitaptı. Olayların yönü bir anda değişiyor ve farklı güzellik katıyor. Beklenildiği gibi bir son olmuyor onu da söyleyeyim.


Takdir ettiğim son şey ise ; yazarımız kitabın sonunda yan karakterleri de unutmamış onların da durumlarından bahsetmiş her boşluğu doldurmuş bir güzel. Bu güzel eseri lütfen okuyun pişman olmazsınız :) keyifli okumalar dilerim
175 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Tanzimat edebiyatının ilk yerli romanı olarak bilinmektedir.
Şemsettin Sami, romantizm etkisinde olan yazarlar arasında ismini korumaktadır. Konusu ile de bunu beyan ediyor zaten.

Hüzünlü bir aşk hikayesi anlatılmaktadır. Osmanlı kelimeler ile yazılmış türkçe örneğidir ve ilk basımlarında çok yanlışı olan, tecrübesiz bir eseridir neticede ilk yazılan yerli romanlardan biri.
Eski romanlar mutlu sona önem vermeyip genellikle gerçek bir bakış açısı ile yazılıyor. Tanzimat döneminin bu eşsiz ve tecrübesiz eserleri kendisinden sonra geçen tür edebiyat dönemlerine rağmen yerini korumayı başarmıştır.

Fitnat, Hacı Mustafa' nın üvey kızıdır. Annesi öldükten sonra sahip çıkmıştır. Talat da küçükken babasız kalmış yetim bir gençtir. Talat, Hacı Mustafa' nın dükkanına gidip gelirken Fitnat' a aşık olur. Bunu öğrenen Hacı Mustafa üvey kızını eve hapseder. Bir süre sonra Fitnat' ı Ali Bey adında zengin ve yaşlı bir adamla evlendirmek ister. Fitnat istemez ve zorla olan evlilik sonunda Fitnat intihar eder. Fitnat' ın boynundaki muskayı açar ve okur. Sonunda deli olur çünkü Fitnat' ın öz kızı olduğunu öğrenir. Bir süre sonra o da ölür. Talat da Fitnat' ın ölümüne dayanamaz ve yatağa düşer. Bir süre sonra o da ölür.
Olay örgüsü oldukça kuvvetli ve bir o kadar da gerçekçi yazılmıştır. Bu romanı daha çok Halit Ziya Uşaklıgil' in romanı Aşk- ı Memnu' ya benzettim. İkisi de intihar sonucu biten aşkı kaleme almıştır.
136 syf.
Hani lisede okurken öğrenmiştik: "Batılı anlamda kaleme alınan ilk Türk Romanı'nın adı Taaşşuk-i Talat ve Fitnat, yazarı ise Şemsettin Sami'dir diye."
Sonra üniversite sınavlarında ve tabii ki KPSS'de çıkar diye aklımızda tutmuştuk!

Peki kimler bu romanı okudu?

Bu kadar kısa, süssüz , sade ama bir o kadar da edebi bir roman yoktur sanırım.
Bahsi geçen yakışıklı Talat ve güzeller güzeli Fitnat'ın imkansız aşkı ise yürek burkan cinsten...
Kitabı okurken dikkatimi çeken bir ayrıntı da
anlatılan aşkların nasıl "derinden ve gerçek "
olduğu idi.
Aşk ile ilgili hitaplar ve kelimeler öyle özenle seçilmişti ki,
o iki gencin sonunu kitap boyunca merak edip durdum! Kitabın içine girip, o ikisini bizzat ben evlendirmek istedim!
Peki sizce bu iki sevdalı nasıl buluşacak ve kavuşacak?
Ya da kavuşabilecek mi?
Kitabın sonunda şok edici bir olay oluyor ki ben çok şaşırdım!

Bence Şemsettin Sami,bu alanda yazdığı ilk ve tek kitabında; aşkı ve dönemin toplum yapısını kendine has bir anlatımla ele alıp
bu unutulmaz eserini bizlere bırakmış.
Okuyanın kalbine , eşsiz anlatımı ile, nasıl ulaşacağını çok iyi bilen yazar, aynı zamanda bu hikaye ile toplumsal bir mesaj vermiş sanki...

"Sevenleri ayırmayın!"
116 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Merhaba, #1edebiyat1bilim1film maratonumuz kapsamında ilk kitabımız Tanzimat Dönemi eseri olan bu kitap oldu. 281 kişi ile aynı anda okumanın mutluluğuyla yorumlarımı paylaşacağım. ️

Yorum tamamen #tatkaçıran (spoiler) içermektedir.


#tatkaçıran

Şemsettin Sami’nin çağının ötesinde fikirlere sahip olduğunu hep birlikte gözlemledik.

İlk olarak kız çocuklarının eğitimi ve kadınların toplumdaki yeri üzerine söyledikleri günümüze dahi ışık tutarken erkeklerinin kadınlar üzerinde bir “erk” olarak evde ve sokakta nasıl baskı kurduğunu böylesine kısa bir eserde etkileyici bir üslupla yansıtmış.

Sanırım kadın kılığındaki Talat’ın yolda karşı karşıya kaldığı taciz olayı sırasında hep birlikte “Yine mi... Hiç mi değişmemişiz?” dedik. Evet, aldığımız yol maalesef bir arpa boyu. Elbette insanın olduğu her yerde birincil güdülerini kontrol edemeyen “insancıklar” her zaman olacaktır. Bugün bu olaylar Batı toplumlarında da yaşanıyor. Fakat işin acı tarafı bağıra bağıra ahlak sloganları atılan ülkemizde yaşananlar ile söylenenler tam uyumsuz ve olayların sayısı epey fazla. Tabulara esir olmuş bir ahlaki değerler sisteminde böylesine sosyal trajedileri bir asır sonra da konuşacak olmamız işten bile değil.

Romanın ikinci odak noktası elbette “görücü usulü evlenme ve bunun acı sonuçları”ydı.
Şinasi’nin “Şair Evlenmesi”nde olduğu gibi... Dönem yazarlarının ilk eserlerde bu olaylara yönelmesi akla hemen şu tespiti getiriyor:
“Demek ki o dönem aydınları en çok bu meseleden rahatsız olmuş. Halkı da eğitmek amacı taşıdıkları için hemen onlarla ilgili bu sorunu eserlerine konu etmişler.”

Sorunun asıl hüzünlü tarafı ise yaş farkına bakılmaksızın kız çocuklarının “bir eşya gibi” yaşlı “adam”lara esir edilmesi. Evet, bir asır önce de bir asır sonra da... Hâlâ aynı yerdeyiz.

Romanın sonuna gelecek olursak mutsuz bir son bizi bekliyordu, evet.
Bu kaçınılmazdı. Çünkü okuyan herkesin “İşte biz buyuz, buna biz sebep olduk!” demesi gerekiyordu. Eminim bunu, bize olduğu gibi o dönem okurlarına da dedirtmiştir bu eser. Belki de o günden bugüne aldığımız o arpa boyu yolda dahi Şemsettin Sami’nin olumlu etkisi yadsınamaz. Özellikle kadınların bu konuda Tanzimat aydınlarına bir çift sözü olmalı: Teşekkür ederiz.

Eserin tamamı ve sonu bir Romeo & Juliet etkisi içeriyor. Özellikle sonu tam olarak aynı hissi yaşatıyor.

Eserin okurken en keyif veren yanı dadının şeker mi şeker konuşmaları olurken en göze batan yanı ise cümle kiplerinin zamansal bir bütünlük taşımaması oldu. Böylesine bir aydının geniş zaman kipinden sonra ansızın geçmiş zaman kipi kullanıp “dil yanlışı” yapmayacağını düşünerek bunun o dönem anlatımının bir yansıması olduğunu kabul etmek istiyorum. Üsluba “aksiyon veya dram” etkisi katmak için yapılmış da sanki günümüz anlatım dilinin yanında kusurmuş gibi algılanıyor hissine kapıldım. Bunu örnekleyerek yorumu bitirelim.

“Kızın bu gülmesine bir mana arar. (...) Talat Bey de döner oturur. Dükkânda bir ihtiyar da vardı. Bu üç kişinin arasında şöyle bir konuşma geçti:”

Bir de o mektup sonlarındaki “ah”lar yok muydu?
Ah...
116 syf.
·2 günde·Ne Okusam'dan
İlk görüşte aşık olan Talat ve Fitnat’ın trajik hikayelerinin anlatıldığı roman, dönemin kadın erkek ilişkilerini, görmeden yapılan evliliklerin doğurduğu sorunları ele alır. Hemen her yaştan ve sınıftan kadının aile ve toplum içindeki konumlarına ilişkin meselelerini hikaye eden yazar, bununla da yetinmeyip Talat’ı kadın kılığında, tebdil-i kıyafet İstanbul sokaklarında dolaştırarak yaşadıklarını anlatır. Enterasan başlayan ve ilerleyen ve şaşırtıcı bir son ile biten aşk hikayesi...
151 syf.
Edebiyatımızın ilk yerli romanı olduğu için okuduğum, klasik Türk filmi tadında bir kitap.

Yazarımız kişiliğini gizlemeyerek yol boyunca size eşlik ediyor. İlk örneklerden olduğu için dilinin fazla edebi bir yanı yok. Dadının konuşurken ağız kullanması okurken işinizi zorlaştırıyor. Şahsen bana fazla abartıya kaçılmış gibi geldi. Neyse ki kitapta fazla bir yeri işgal etmiyor. Erkekleri kadir kıymet bilmez diye anlatırken bu düşüncelerin tersini düşündürecek olan Talat ile sevginin insana neler yaptırabileceğini gösteriyor. Cesaretine hayran kalmamak elde değil :)

Kadınların toplumdan ayrıştırılmasını, görücü usulü ile evlenmeyi eleştiriyor. Fitnat ile kadınların hangi baskılar altında yetiştiğini, görücü usulünün aslında meyve almaktan bile basit olduğunu gösteriyor. İnsanlar meyve alırken bile seçme şansına sahipken bir kadın evlenirken eşini seçme şansına sahip değil.

Tanzimat dönemi romanlarının olmazsa olmazı tesadüfler roman boyunca devam ediyor. Hâl böyle olunca siz de bulmaca çözer gibi kim kimin neyi çıkacak diye tahminde bulunmadan edemiyorsunuz.

Dönemin yazarlarının üslubuna aşina olmak için okunabilir. Görücü usulüne ithafen şu şarkıyı bırakıyorum: https://youtu.be/AXpgWAZHVls
116 syf.
·3 günde·9/10 puan
Selamlaaar :)
Bu güzel kitap edebiyatımızın ilk romanı olarak bilinir, fakat bu unvan hem yapılan yeni çalışmalarla hem genel kabul gören bazı hükümlerin değişmesiyle yeniden tartışmaya açılmıştır.

Babasını erken yaşta kaybeden, anne babası mektepten beridir birbirleriyle olan sevgilerinin ve sabırlarının sonucu evlenip (evlenmezselerdi birbirlerini öldüreceklerdi), dünyaya getirdikleri Talat ile anne babasını bilmeyen, tanımayan, annesinden kalan tek şey içinde vasiyeti bulunan bir muska olan, üvey babasıyla birlikte yaşayan, evden çıkmayan Fitnat'ın aşkları ele alınır.

Talat, Fitnat'ı ilk olarak (üvey babasının dükkanına) tütün almaya gittiği zaman görür. Ve ilk gördüğü anda çok etkilenir, sürekli gider onu görebilmek için. Fitnat da pencerenin orda bir gün Talat'ı görür ve öylece o gördüğü zamandan sonra da hep pencere kenarında yolunu gözler.

Talat ne yapıp edip bu kıza ulaşmam gerek diye düşünür. Aklına Şerife Hanım'ı takip edip ondan biraz da olsa bilgi alma fikri gelir. Tabii bunun için kız kılığına girer (Ragıbe olarak tanıtır kendini) ve Şerife Hanımla çaktırmadan ağzından laf almaya çalışarak konuşur. Şerife Hanım Fitnat'a nakış öğreten bir kadındır. Ve Ragıbe Hanım'ı (Talat'ı) çok beğenir, evden çıkamayan Fitnat için hem çok iyi bir dost olacağını hem de onun okuma yazmasına ilerleyeceğini düşünerekten ona böyle bir teklif sunar. Karşılığında da Fitnat ona nakış öğretecektir.

Talat, Ragıbe adı altında Fitnat'ın yanına gider ve kısa sürede kaynaşırlar. Fitnat, Ragıbe'nin pencere başında yolunu gözlediği Talat'a çok benzediğini düşünür. Ragıbe'nin onun kardeşi olduğunu varsayar. Günler böyle güzel dostluklarıyla geçer.

Ragıbe'nin Ragıbe olmadığını, Talat olduğunu öğrenmeden birkaç gün önce aldığı haberle dünyası başına yıkılır Fitnat'ın. Şerife Hanım'a ve Fitnat'ın üvey babasına göre "müjdeli" bir haberdir.
Fitnat'ı zengin, varlıklı, babası yaşında (ki öyle zaten) olan Ali Beyle evlendirmek isterler. Başta Ali Bey razı olmaz, eski eşinin yasını tutmak istediğini söyler ama bu kızın, Fitnat'ın, eski eşine ne kadar çok benzediğini anlayınca kabul eder. Fitnat bu durumu kabullenemez istemez, Talat'ı sevdiğini söyler ve artık tamam üstüne gelmeyeceğiz, ısrar etmeyeceğiz laflarıyla kandırılır, üvey babası ve ta Fitnat'ın üvey babasının çocukluğundan beridir evlerinde olan, sürekli masal anlatan Emine Hanım tarafından oyuna getirilir.

Yazlığa gidecekleri söylenilir, her ne kadar Talat'tan ayrı kalmak istemese de kabul eder. Talat da o zamanlar sıtmaya yakalanır ve mektuplaşma haricinde görüşemezler.
Yazlığa giderler ve etrafındaki kadınlardan, ona karşı davranışlarından dolayı aklında şüpheler oluşur. Emine Hanım ona "Burası, bundan sonra senin evindir. Bu kızlar senin cariyelerindir..." gibi sözler söyler. Zavallı Fitnat ona yapılan oyunu anlayınca düşüp bayılır. Bir zaman sonra Ali Bey gelir yanına, onun yüzüne bakınca eski karısını görür. Fitnat sesini çıkarmaz sadece ağlayıp durur, bir söz bile söylemez. Günler böyle geçer, Ali Bey bir gün Fitnat uyurken odasına girer ve sürekli "Talat" diye sayıkladığını duyar.

Fitnat, Talat'a mektup yazar, olayları anlatır. Şerife Hanım'a verir Ragıbe Hanım beni sormak için birini gönderirse, bu mektubu kendisine gönderiniz, der.

Ali Bey, Fitnat ile konuşmak için odaya girer ve kendisini sevip sevmediğini sorar, sevmesini ister ona yaklaşır, Fitnat ondan kaçar o anda annesinin emaneti olan, muska Ali Bey'in elinde kalır. Odadan çıkar ve muskayı okur. Fitnat'ın annesinin yazdığı mektup, vasiyet çıkar içinden. Gerçekler ortaya çıkar Ali Bey gerçekte Fitnat'ın babası olduğunu öğrenir.

Fitnat'ın arkasından kilitlediği odaya girmek ister. Kapıyı açmaz ve kırmak zorunda kalır ki, kızının kendisine çakı sapladığını görür. Fitnat her şeyden ümidini keserek, Talat'ı da yitirdiğini düşünerek yaşamak istememiştir. Birkaç dakika sonra herkes başında toplanır, Talat da mektubu almış, sıtmalı, çok hasta haliyle Ragıbe'nin kılığına girerek gelmiştir. Yanına gider elini tutar. Ali Bey çıldırır, aklını yitirir onları birbirleriyle evlendireceğini söyler, ağlayan herkese gülün gülün düğünümüz var der :( İkisi birlikte orada vefat eder. Cenazeler defnedilmeye götürülürken de 'Çocuklarımı nereye götürüyorsunuz?'der.

Gerek Talat kız kılığına girdiğindeki yaşadığı durumlar,erkekler tarafından rahatsız edilmesi, gerekse o zamanki aile yapısını, aile düşüncesini, kadınların çektikleri acıları olsun güzel yansıttığını düşünüyorum.

Kitabın sonu (belki duygusallığıma gelmiştir bilmiyorum ama) beni ağlattı. Özellikle birlikte ölmelerine çok sevindim. Annesinin mektubunu okurken hem çok duygulandım, hem de çok saçma diye düşündüm. Ali Beyle Fitnat'ı yani Fitnat'ın kendi babasıyla evlendirilmek istenme durumunu pek hoş bulmadım ve bunun kitabın kalitesini düşürdüğünü düşünüyorum. Tabii bu fikir kişiden kişiye değişir ama bence bazı gereksiz Türk dizileri tadını verdi bana, babasının böyle bir duruma katılmış olması.

☆Bir de (Bilmiyorum şu anki zamanda böyle eğer sevdikleri kişilerle birbirlerine varamazlarsa, başkalarıyla evlendirilirlerse kendilerini ördürecek kişiler yerine 'sözde' severek evlenen hatta yine 'sözde' severek kaç yıllık evli olmasına rağmen öldürülen kişiler olduğu için bana biraz mübalağalı gibi geldi) ama bunun kesinlikle şu anki yaşadığımız olaylardan dolayı olduğunu düşünüyorum.

Bu kitap için yazdığım 3. inceleme. Belki birazcık özet gibi olmuştur, belki fazla uzatmışımdır bazı yerleri bilemiyorum. Dayanabilip sonuna kadar okuduysanız teşekkür ederim hahaha :))
120 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Günümüz aşk ilişkilerinden çok çok uzak olan saf, temiz ve gerçek bir aşk romanı. Talat'la fitnat'ın aşkı verilirken, aslında roman bizlere görmeden evliliğin doğurduğu sorunları da ders niteliğinde vermektedir..Beni etkileyen çok nadir kitaplardan biri oldu..Olay örgüsü gerçekten muhteşemdi. Çok fazla söze gerek yok, okunulması ve okutulması gereken bir eser diye düşünüyorum..Kitabın ismine takılıp, içeriğinin anlaşılmaz olduğunu düşünmeyin. Gayet akıcı ve sade bir üsluba sahip..Bir günde keyifle okunulacak bir eser..
Şimdiden okuyacaklara, keyifli okumalar dilerim..
110 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Türk Edebiyatı'nın ilk romanı olma özelliğini taşıyan "Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat"; 2020'de okuduğum ilk kitap oldu. Talat ve Fitnat'ın imkansıza yakın bir aşk hikayesini anlatan eser çok akıcı ve anlaşılır bir dildeydi. Kısa süre içinde okuyup bitirdim.
* * *
"1edebiyat1bilim1film" okuma etkinliğinin Ocak ayı kitaplarından biriydi. Sevdiğim bir kitap oldu. Türk Edebiyatı klasiklerini vakit buldukça okumaya devam edeceğim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şemseddin Sami
Unvan:
Arnavut Asıllı Osmanlı Yazarı, Ansiklopedist ve Sözlükçü
Doğum:
Frashër, 1850
Ölüm:
İstanbul, 1904
Şemseddin Sami (Frashëri) (1 Haziran 1850, Frashër - 5 Haziran 1904, İstanbul), Arnavut asıllı Osmanlı yazarı, ansiklopedist ve sözlükçü. İlk Türkçe roman olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat'ın (1872), ilk Türkçe ansiklopedi olan Kamus-ül Alam'ın (1889-1898) ve modern anlamdaki ilk geniş kapsamlı Türkçe sözlük olan Kamus-ı Türkî'nin (1901) yazarıdır. Ayrıca Kamus-ı Fransevî adlı Fransızca ve Kamus-ı Arabî adlı Arapça sözlükleri kaleme almıştır.

Ağabeyi Fraşereli Abdül Bey ile birlikte, Latin ve Yunan harflerini kullanan ilk Arnavut alfabesini geliştirmiş (1879) ve Arnavutça bir gramer kitabı yazmıştır (1886). Kardeşi Naim Fraşeri, Arnavut milli şiirinin kurucusu olarak kabul edilir. Galatasaray Spor Kulübü' nün kurucusu Ali Sami Yen'in babasıdır.

Yaşam öyküsü

1850'de Güney Arnavutluk'ta Berat'a yakın Fraşer kasabasında doğdu. Tımar sahibi Fraşerî ailesinden Halit Bey’in beş oğlundan üçüncüsüdür. Diğer iki oğul, Naim ve Abdül, Arnavutluk tarihinde önemli roller oynamışlardır.
Ortaöğrenimini bugünkü Yunanistan sınırları içinde kalan Yanya'da ünlü Zosimea Lisesi'nde tamamladı. Eski ve yeni Yunanca, Fransızca ve İtalyanca'nın yanı sıra Türkçe, Arapça ve Farsça öğrendi. Aile geleneği doğrultusunda Bektaşi tekkesine devam etti.

Emine Hanım ile evli olan Şemseddin Sami, bir süre Yanya Mektubi Kalemi'nde çalıştı. 1871'da İstanbul'a geldi. Matbuat Kalemi'nde memur olarak göreve başladı. Memurluk yaparken bir yandan da ilk telif eseri olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı romanını 1872-1873 yıllarında forma forma yayınladı. Ebüzziya Tevfik'in çıkardığı Sirac ve Hadika gazetelerinde çalıştı. Vatan Yahut Silistre krizi esnasında bu gazete Yeni Osmanlılar lehine neşriyatta bulunduğu için kapatıldı. 1874'te Fransızca'dan çevirdiği İhtiyar Onbaşı adlı trajedisinin sahnede kazandığı başarı üzerine, Arnavut sorunlarını ele alan Besa adlı oyunu da Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelendi.
1874'te vilayet gazetesini yönetmek üzere Trablusgarp'a gitti. Dokuz ay orada kaldı. Bu görevinden önce bir İtalya seyahati yaptı. İstanbul'a döndükten sonra, 1876'da Mihran Efendi Nakkaşyan'la ile birlikte Sabah gazetesini yayımlamaya başladı. Bu gazete kısa zamanda büyük bir popülerlik kazanarak Türk basınında o zamana kadar görülmemiş bir tiraja kavuştu.
1877'de bir süre Rodos Valisi Sava Paşa'nın mühürdarlığı görevinde bulundu. Dönüşünde, daha önce Sabah'ta yazdığı "Şundan Bundan" başlıklı köşesini Tercüman-ı Şark gazetesinde sürdürdü. Bu sırada yoğun olarak Arnavut konularıyla ilgilendi. Bir yandan ağabeyi Abdül Fraşeri'nin önderliğindeki Arnavut İttihadı hareketini desteklerken, Arnavutluğun Osmanlı Devleti'nden ayrılmasını savunan görüşlere karşı çıktı.
1880'te Abdülhamit'in isteği üzerine saraya alınarak mabeynde kurulan Teftiş-i Askeri Komisyonu'nun kâtipliğine getirildi. Ölümüne kadar koruduğu bu görev, onun ekonomik rahatlığa kavuşarak kitapları üzerinde çalışmasına imkân sağladı. Bu yıllarda Daniel Defoe'dan Robenson Kruzo ve Victor Hugo'dan Sefiller romanlarını Türkçeye çevirdi. 1882-83 yıllarında, büyük eserlerinin ilki olan Fransızca-Türkçe Kamus-ı Fransevi'yi, 1885'te de bu eserin Türkçe-Fransızca kısmını yayınladı. Bu eserden dolayı II. Abdülhamit tarafından İftihar Madalyası tevcih olundu. 1889'dan itibaren tek başına yazdığı ve dokuz yılda altı cilt olarak yayımladığı Kamus-ül A'lâm adlı ansiklopediyle, Türkiye'nin en popüler yazarlarından biri haline geldi.
Kamus-ül A'lâm yayını daha tamamlanmadan, 1896-1897 arasında bir yıllık bir çalışmayla, bugüne dek hazırlanmış en kapsamlı Arapça-Türkçe lugat olan Kamus-ı Arabi adlı büyük sözlüğü fasıl fasıl çıkarmaya başladı. Ancak Firuzabadi Kamus'unun birbuçuk katı olacağı haber verilen bu eserin, ancak cim harfinin sonuna kadar olan 504 sayfalık kısmı yayımlandı.
1898'de gazetelerde Şemseddin Sami'nin Türkçenin ıslahı üzerine bir dizi makalesi çıktı. 1899'da modern ilkelere göre hazırlanmış ilk Türkçe-Türkçe sözlük olan Kamus-ı Türki'yi yazmaya başladı. 1901'de bu büyük eseri yayımladıktan sonra kendini tamamen Türk dili araştırmalarına verdi. 1902'de Kutadgu Bilik'in ve 1903'te Orhun Abideleri'nin izahlı çevirilerini hazırladı. Ortaçağ Kıpçakçası hakkındaki eserini bitiremeden 18 Haziran 1904'te Erenköy'deki evinde yaşamını yitirdi.
Görüşleri

Şemseddin Sami, modern Türk milliyetçiliğinin ilk ve bazı yönleriyle en ilginç biçimi olan Osmanlıcılığın en önemli temsilcilerinden biridir. Aslen Arnavut olduğu ve Arnavut sorunlarıyla yakından ilgilendiği halde, Osmanlı devletinin modernleşerek güçlenmesini savunmuş, bunun için imparatorluğun ortak dili olan Türkçenin önemini vurgulamıştır. Türkçeyi incelemek, modernize etmek, geliştirmek ve öğretmek alanlarında, yalnız kendi çağında değil, tüm dönemlerde, Şemseddin Sami kadar emek vermiş kimse azdır.
Kamus-ı Türki, Osmanlı Türkçesini üç dilden oluşan bir karma sayan eski zihniyetten, bağımsız ve bütünlüklü bir dil olarak gören yeni anlayışa geçişte kilit bir merhaleyi temsil eder. Arapça ve Farsça kelimeler eski sözlüklerdeki gibi gelişigüzel aktarılmamış, güncel yazı dilinde kullanılma ve yaşayan bir unsur olma özelliklerine dikkat edilmiştir. Arapça ve Farsça sözcüklerin özgün anlamları değil, (geleneksel bakışta "bozuk" sayılsa da) güncel Türkçe kullanımdaki anlamları verilmiştir. Batı dillerinden alınan yeni kelimelere yer vermeye özen gösterilmiştir. En önemlisi, dilin bel kemiğini oluşturan "Türkçe" unsurunun yapısı ve etimolojisi üzerinde dikkatle durulmuştur. Şemseddin Sami, dilin sadeleşmesini ve Türkçeleşmesini savunmuş, bunun için gerekirse Türkçenin en eski kaynaklarına ve Doğu Türkçesine (Çağatayca) başvurulmasını önermiştir. Ayrıca Şemseddin Sami İslamiyet ile Sosyalizmi bağdaştıran Osmanlı aydınlarından biridir. Kendisine göre, Komünizm lanetlenmeli fakat Sosyalizm yüceltilmelidir. Çünkü Şemseddin Sami'ye göre insanlığın kurtuluşu Sosyalizm'dedir.

Arnavut milliyetçiliği

Modern Arnavut milliyetçiliğinin (Rilindja Kombëtare) manifestosu sayılan Arnavutluk Ne idi, Nedir, Ne Olacak başlıklı kitapçık, Arnavut ulusal geleneğinde Şemseddin Sami Bey'e atfedilir. Bu esere dayanarak Sami Frashëri, kardeşleri Naim ve Abdul ile birlikte, Arnavut ulusal düşüncesinin babası sayılır. (Bak. İngilizce Vikipedi Sami Frashëri maddesi.) Arnavutluk başkenti Tiran'ın ana meydanlarından birinde üç kardeşin anıtı bulunur.
Adı geçen kitapçık ilk kez 1899'da yazar adı olmaksızın Arnavutça, daha sonra Fransızca yayımlanmış, 1904'te Şemseddin Sami'nin ölümünden hemen sonra Sofya'da onun adıyla ve "Arnavutçadan harfiyen tercüme" olduğu kaydıyla Türkçe olarak basılmıştır. Türk tarihçileri genellikle bu eserin Şemseddin Sami'ye ait olduğunu kabul etmezler ve olayı, Şemseddin Sami'nin ününü ve prestijini kullanarak Arnavut milliyetçiliğine itibar kazandırma çabası olarak değerlendirirler. Şemseddin Sami'nin özellikle son yıllarında Türklük ve Osmanlılık konularına gösterdiği yoğun ilgi göz önüne alınırsa, bu görüşte doğruluk payı olduğu düşünülebilir. Buna karşılık Arnavutça eserlerde, Arnavutluk manifestosunun Şemseddin Sami'ye aitliği konusunda en ufak bir kuşku dile getirilmemektedir.

İlk Türkçe roman


Şemseddin Sami'nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı romanı 1872 Kasım'ından itibaren Hadika gazetesinde tefrika edildi; 1873 yazında tamamlandı. (Yeni harflerle basımı Sedid Yüksel, Ankara 1964.) Talat ile Fitnat'ın aşkını anlatan roman, Türk edebiyat tarihine ilişkin birçok eserde "İlk Türkçe Roman" olarak değerlendirilir. Ancak bu doğru değildir. Bugüne dek ortaya çıkarılmış olan ilk Türkçe roman, Vartan Paşa (Hovsep Vartanyan) tarafından Türkçe olarak yazılıp Ermeni harfleriyle basılan Akabi Hikayesi'dir. 1851'de yayımlanan bu romanı 1991'de Andreas Tietze modern transkripsiyonla yayımlamıştır. (Eren Kitabevi, İstanbul.) 1851-1872 arasında da çok sayıda Ermenice harfli Türkçe roman yayımlandığı anlaşılmaktadır.
Şemseddin Sami'nin eserinin Türkçe yazıyla ilk Türkçe telif roman olup olmadığı yeterince aydınlatılmış bir konu değildir. Ancak popülerlik kazanan ilk Türkçe roman olduğu muhakkaktır.

Yazar istatistikleri

  • 201 okur beğendi.
  • 12,2bin okur okudu.
  • 114 okur okuyor.
  • 1.652 okur okuyacak.
  • 32 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları