Heidi aslında çok sade ama insanın içine işleyen bir hikâye. Küçük bir kız çocuğu, annesini babasını kaybediyor ve Alpler’de yaşayan huysuz dedesinin yanına bırakılıyor. Başta dedesi de biraz sert, içine kapanık bir adam. Ama Heidi’nin o saf, neşeli ve samimi hali dedesini yavaş yavaş değiştiriyor. Doğayla iç içe yaşaması, keçilerle vakit geçirmesi, Peter’la arkadaşlığı… Oradaki hayat çok sade ama çok huzurlu.
Sonra Heidi Frankfurt’a gidiyor. Orada zengin ama hasta bir kız olan Clara’yla tanışıyor. Frankfurt’taki hayat konforlu ama ruhsuz gibi. Heidi dağları, özgürlüğü ve dedesini özlüyor. İçten içe memleket hasreti çekiyor. En sonunda tekrar Alpler’e dönüyor. Dönüşü hem kendisine hem de dedesine iyi geliyor. Clara da sonradan dağlara geliyor ve orada iyileşmeye başlıyor.
Bence kitabın asıl meselesi şu: İnsan doğadan kopunca bir şeyler eksiliyor. Gerçek mutluluk para ya da şehir hayatı değil; samimiyet, sevgi ve sadelikte. Heidi’nin masumiyeti etrafındaki herkesi dönüştürüyor. Aslında küçük bir çocuğun bile koca bir dünyayı değiştirebileceğini gösteriyor.
Kitabın İngilizce versiyonunu okudum ve okumasının B-1 ile B-2 seviyesinde olduğunu düşünenler için uygun bir kitap. Keyifli okumalar dilerim. HeidiJohanna Spyri