Puan vermedi·158 syf.····Okunma: 11 Mayıs 2026 22:34 Arka Sokak, Ön sunuşta okuduğumuz kadarıyla halen nerede olduğu bilinmeyen Perhat Tursun adlı Uygur Türkü yazarın, adı olmayan bir anlatıcının büyük şehirde kimliksizleşmesini, travma ve dil üzerinden çözülüşünü anlatan karanlık bir bilinç romanı.
Benimde okuduğum ilk uygur romanı bu arada.
İsimsizlik, kimliğin silinmesini simgeler; tekrar edilen leitmotif cümle (“Bu şehirde kimseyi tanımıyordum…”) anlatıcının yabancısı olduğu şehirde iletişimden yoksun oluşunu ve varoluş arayışını roman boyunca vurguluyor.
Sis, anlatının en güçlü metaforu olarak neredeyse başrolü oynuyor. Yalnızca atmosfer değil, algıyı bozan, yön kaybettiren, kimliği silen bir varlık gibi metne adeta bir karekter gibi eşlik ediyor. Anlatının bazı yerlerinde Sis’in gazdan sıvıya dönüşmesi, zihinsel yoğunlaşma ve dağılmanın işareti olarak yorumlanabilir.
Roman boyunca tekrarlanan koku, kan ve beden imgeleri özellikle çarpıcıydı. Hijyen pedleri, çürümüşlük, sidik ve kan kokusu; aşağılanmış beden ve bastırılmış cinselliğin dili olarak yeralıyor. Çocuklukta babanın uyguladığı şiddet ve annenin öldürülmesi travması kırmızı rengin tekrarında somutlaştı kitabın sonuna doğru çocuklukta başına gelenleri daha net öğrendik ve başta anlamsız gelen bazı davranışları da anlamlandırabildik. Kan, hem bireysel hem tarihsel bir baskı simgesine dönüşmüş romanda.
Şehir–beden–kimlik üçgeni de önemli bir yer tutuyor : Kilitli çekmeceler, ödünç giysiler, kabul edilmeyen mektuplar… Geceler boyunca şehrin ara sokalarınsa özellikle de dört yol ağzında elindeki sayıları anlamlandırmaya çalularak kendine bir yer bulma çabası. Yoğun bir yertsiz yurtsuzluk anlatısı.
Varoluş sancıları içinde bireysel oluşun arayışı ağırlık kazanıyor ancak sona doğru daha politik bir tavır ve Uygurlara yapılan baskıyı dile getiriyor Yazar. Örneğin Çinceyi bilmemesi ve onun ana dilinin reddi. Dilin reddi, varlığın reddidir. Bürokrasi özneyi ezer; düşünmek neredeyse “ölmek”le eşdeğer hâle gelir. Bürokrasinin ve otoritenin azınlık olanı yok sayması çok belirgin bir şekilde anlatıcı tarafından iç monologlarda, serbest bişinç akışında defalarca sahneleniyor.
Sayılar, batıl inançlar ve tekrarlar kontrol kaybına karşı geliştirilen savunmalardır. Kendini fareyle özdeşleştirmesi, modern şehirde insanın itibarsızlaştırılmasının metaforudur.
Sonuçta Arka Sokak, bireysel delilik anlatısı değil; şiddet, otorite ve kimlik baskısı altında parçalanan bir öznenin romanıdır. Elinden hiçbir iş gelmediği söylenen anlatıcının tek direnişi vardır: yaşamaya devam etmek.Ne yazık ki sonunda o da ölür…