·154 syf.····Okunma: 02 Mart 2026 00:14 Tecavüze uğrayan bir kadının, yaşadığı bu travmanın ardından tecavüz eden kişiye karşı uyguladığı alışılmışın dışında, tüm kuralların tersine işlediği bir "intikam" planı sürecinin nasıl olabileceğini merak ediyor musunuz? İlk olarak anlatım tarzı nedeniyle, karakterle empati kurmakla birlikte aslında daha çok, yargılamadan, sadece sanki tüm bu süreci direkt kendi gözlerinizle izliyorsunuz.
Evli ve çocuklu bir kadının toplum içindeki o "sabit" rolü ve artık resmileşmiş yalnızlığı gerçekten okurken bazı anlarda canımı sıktı. Niye hepsi bu kadar gerçek ve niye tüm bu durum ve duygulara her zaman hep yakınız bu kadar?
Sadece cinsel şiddet değil, her türlü şiddetin kanıksanmış, görünmez bir hale geldiğini, evlilik ilişkisinde meydana gelen o "her evlilikte olur böyle şeyler" kılıfı altında gizlenen şiddetlere değinerek de anlatıyor yazar.
İçinde bulunduğu yalnızlığın, özellikle cinsel şiddet sonrası sanki genetik kodlara işlenmiş o mahcubiyetin ve suçluluğun nedenini de maalesef anlayabiliyorum.
Tıkanen, karakterimizin maruz kaldığı şiddetin ardından yargı sistemindeki adaletsizliği ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini de karakterin zihinsel dönüşüm süreciyle ele almış. Kitap boyunca aslında kusursuz bir intikam planı için enine boyuna düşünürken bir yandan hem iç sorgulamalarını, hem kişilik rollerinin çatışmalarını hem de genel sistem eleştirilerini dinliyoruz.
Aslında oldukça alışık olduğumuz o sorular dönüyor kafasının içinde:
"Bir erkek 'o saatte orada ne işi vardı?' ya da 'ne giyiyordu?' gibi sorularla karşılaşır mıydı?"
"Şiddet eylemi, failin cinsiyeti değiştiğinde neden farklı ele alınıyor veya ahlaki boyutu birden değişiyor?"
Tecavüze uğrayan karakterimiz, istiyor ki fail tek bir seferliğine bile olsa kurbanın yerine geçsin, hissettiklerini o da hissetsin, aynı durumu yaşasın ve o da benzer duyguları tatsın. Bu planıyla bütün sistemi değiştirecebileceğine inanarak yalnızlaştırılmış rolüyle sistemi ters yüz etmek istiyor ve planı başarıyla sonuçlanıyor mu dersiniz?
Adaletin herkes için eşit işlemediği ve işlemeyeceğine dair oluşan o sarsılmaz umutsuzluğu bu kitapla sanırım yanlışlıkla yine besledim. Böyleydi, böyle ve böyle olacak. Hep birlikte ele ele tutuşup iyilerin koruyucusu Selena'yı çağıramayacağız. Gün biz kadınlar için istediğimiz zaman ve istediğimiz yerde değil, dönemin toplumsal ahlak şartlarına uygun olan ölçütlere göre bitecek. Bugün akşam dokuza kadarsa bu ortak kabul, yarın bunun saat yediye kadar inmeyeceğini kim garanti edebilir ki?
Bu kitap, anlatım dili ve tarzıyla oldukça akıcıydı dediğim gibi. Yazarın diğer kitaplarında da benzer tarz devam ediyorsa yazarı sırf bu yüzden okumaya devam edebilirim. Fakat ben bu tarz konularda çabuk etkilenen ve melankoli bağımlısı bir bireyim. Toplumu sevmem, sistemlerinden fayda beklemem. O yüzden motivasyon konuşmasının da sırası değildi.