Puan vermedi·96 syf.····Okunma: 02 Mart 2026 01:45 " Çocukluğun içinden çıkmak mümkün değil ,üstüne koku gibi siner."
Yazarın bu cümlesi de tıpkı onun söylediği gibi insanın üstüne koku gibi siniyor. Cümlenin etkisinden çıkamıyorsunuz.
Tovle Ditlevsen travmatik bir çocuklukla başlıyor hikayesine. Kendi hayatını otobiyografik roman olarak aktarmış bizlere. Henüz Kopenhag Üçlemesi'nin ilk kitabını okudum. Kullandığı dil ve anlatım okuyucuya yaşadığı hayatı sanki biz de oradaymışız gibi hissettiren cinsten. O melankoliyi, ilerde yaşayacağı depresyonun izlerini satır aralarında size hissettiriyor. Tıpkı insanı rahatsız eden ama koklamaktan da kendini alamadığı bir koku gibi...
Nedense kitabı elime ilk aldığımda aklıma Osamu Dazai geldi...Ditlevsen ile benzer hikayeleri var. İkisinin de intihar etmesi, yaşadıkları çıkmazı yazarak anlatmaları ve hala içinde bir umut barındırıp bizlere hikayelerini aktarma çabaları... Birileri de beni görsün, beni anlasın fısıltıları satırlar arasında yankılanıyor...
Çocukluk öyle bir şey ki...
Şu hikayeyi bilirsiniz heralde.
Hani iki kurbağa süt dolu bir kovaya düşer. Süt derindir, kaygandır. Çıkmaları neredeyse imkansız...
Bir süre sonra kurbağalardan biri boşuna uğraşıyoruz der. Çırpınmayı bırakır ve batar.
Diğeri ise belki çıkarım diye çabalamaktan vazgeçmez. Saatler geçer. Çırpınmaktan süt yoğunlaşır, katılaşmaya başlar ve en sonunda tereyağına döner. Kurbağa oluşan tereyağın üzerine çıkar ve oradan sıçrayarak kurtulur.
Bu hikaye aslında pes etmemekle, umudunu kaybetmemekle ilgili. Ama bence çocuklukta buna benzer bir şey. Eğer çocukluğunun o karanlık , kesif yalnızlığından çıkmak istiyor çıkamıyorsan ilk kurbağa gibi boğulur ölürsün. Hayatını bir hiç uğruna harcarsın. Bizim diğer kurbağa gibi olur da pes etmez ve vazgeçmezsen Ditlevsen'in dediği gibi o uzun ve dar tabuttan çıkar hayata yeniden doğarsın...
Çünkü çocukluk geçmişe açılan bir kapı...
Eşikte bekledikçe seni kendine çeken...