Bazı hayatlar vardır, sessiz yaşanır ama insanın içine işleyen izler bırakır…
İclal tam olarak böyle bir hikâye.
Bir köyün sisli sabahlarında başlayan bu yolculuk, aslında bir kız çocuğunun baba sevgisine duyduğu derin özlemi anlatıyor.
Rukiye’nin umudu, Asım’ın şüphesi, insanların bitmeyen sözleri…
Ve bütün bu yüklerin altında ezilmemeye çalışan küçük bir kalp.
İclal büyürken en çok eksik olan şey sevgiydi.
Bir kez “kızım” denmesini bekleyen bir çocuğun sessiz çığlığı vardı sayfalarda.
Osman dayının vicdanı, iftiraların gölgesi, saklanan sırlar…
Kitabın sonlarına doğru ortaya çıkan gerçekler “Rabbim yarına bırakır ama yanına bırakmaz” sözünü iliklerinize kadar hissettiriyor.
Bu kitabı okurken bazı yerlerde boğazım düğümlendi, bazı yerlerde şaşkınlıktan durup düşündüm. İclal’e sarılmak, yaralarını sarmak istedim.
Bu kitap bize şunu fısıldıyor:
Her sır taşınır ama her kalp aynı yükü kaldıramaz.
Özellikle kız çocuklarının sevgiyi daha çok hissetmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatan, yüreğe dokunan bir hikâye…
Okumanızı gönülden tavsiye ederim.