Bizim Köy, Mahmut Makal’ın köy öğretmenliği yaptığı yıllarda yazdığı, insanın içini sızlatan bir kitap. 1950’de yayımlanmış ama anlattıkları bugün bile uzak gelmiyor. Bu kitap sadece bir öğretmenin anıları değil; Anadolu’nun en gerçek hâli.
Köy Enstitüsü mezunu genç bir öğretmen olarak atandığı köyde karşılaştığı yoksulluğu, hastalıkları, eğitimsizliği hiçbir şeyi süslemeden anlatıyor. Çamur içindeki yolları, sobasız sınıfları, ilaçsız kalan çocukları okurken insan kendini o köyün içinde hissediyor. Ama kitap sadece yokluğu anlatmıyor. Köylülerin dayanışmasını, direncini, hayata tutunma çabasını da gösteriyor.
Mahmut Makal’ın en güçlü yanı kendini kahraman yapmaması. Yalnız kaldığını, zorlandığını, bazen umutsuzluğa düştüğünü açıkça yazıyor. Hatta yer yer köylülerle arasında bir mesafe olduğunu da hissediyorsun. Bu dürüstlük kitabı daha gerçek kılıyor.
Hasan Amca, Hacı Dede gibi karakterler gözünde canlanıyor. Eğitim sisteminin köy gerçeğiyle uyuşmaması, öğretmenin çaresizliği ve çocukların okulla kuramadığı bağ insanı düşündürüyor. Bazı bölümlerde tekrar hissi oluşsa da bu da aslında köy hayatının bitmeyen döngüsünü yansıtıyor gibi.
Bu kitabı okurken hem utanıyorsun hem öfkeleniyorsun hem de hayran kalıyorsun. Yetmiş yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen bazı sorunların hâlâ benzer olması insanı rahatsız ediyor. Ama yine de umut var. Bir öğretmenin birkaç çocuğun hayatına dokunabilmesi bile büyük bir şey.
Bizim Köy belki kusursuz bir roman değil. Ama çok güçlü bir tanıklık. Ve bazen bir tanığın anlattıkları, en süslü romanlardan daha fazla iz bırakıyor.