·263 syf.····Okunma: 03 Mart 2026 07:31 Yeşil Gece çevresindeki yorumlar, değerlendirişler handiyse birbirine karşıt. Bir kesim, bu romanın ilerici tutumla yazıldığını öne sürüyor. Bir kesim, bu 'ilericiliğin' Cumhuriyet'in ilk yıllarına özgü resmi görüş olduğu kanısında; Şahin Efendi'yi büsbütün inançsız sayıyor. Bir başka kesim, hangi ekonomik ve politik sebeplerle dinin Türk toplumu üzerindeki etkisinden habersiz Reşat Nuri'nin Yeşil Gece'de bu bilmediği gerçeklere birtakım yakıştırmalarla yaklaştığı görüşünde. Bu görüşler, bu savlar, yüceltişler, küçültüşler, Türkiye'nin o günkü siyasi tercihleriyle bağdaşık olarak öne çıkmış ya da geri planda kalmış. Sonra sonra, Yeşil Gece zaten unutulan romanlardan biri olmuş. Tanpınar, Yeşil Gece'nin "zihniyet ikiliği"ne ilişkin bir eser olduğunu belirtiyor. Gerçekten de, anlatış açısından birçok cılızlığı barındıran Yeşil Gece, devirden devire hemen hep aynı kalan zihniyet farklarını deşer. Bu zihniyet farklarının inançlılık ya da inaçsızlıkla pek ilintisi yoktur ve baskın zihniyetin tek tasası, 'iktidar' olabilmek ya da iktidarın hiç değilse yanında olabilmektir. Bence, Reşat Nuri Yeşil Gece' de asıl 'baskın zihniyet'ten yakınıyor ..
Selim İleri
Hemen bütün yapıyı değiştiren unsur Yeşil Gece’de iyi niyete, sevgiye, merhamete yer verilmemiş olmasıdır. Şahin Bey, daha romanın ilk sayfalarında gittiği kasabanın insanlarıyla özellikle dindarlıklarından dolayı kavga etmeye kararlıdır. İnandırıcı olmaktan çok propagandanın hâkim olduğu romanın, Atatürk’ün “yobazlığı tenkit eden bir roman yazması” direktifi üzerine kaleme alındığı yaygın bir kanaat olarak kabul edilmiştir. Nitekim Yeşil Gece’nin 1926’da yayımlanmasından çok sonra Reşat Nuri bir mülâkatında romanının devamını yazmayı düşündüğünü, bunda Şahin Bey’in çok yaşlanmış olarak roman yazarıyla karşılaşacağını ve, “İkimiz de o zaman gençtik, toyduk, birçok şeyleri yanlış gördük” diyeceğini ifade etmiştir (Baydar, s. 90). Yeşil Gece, Nazım Hikmet’in Reşat Nuri’nin en derin eseri olduğunu ve ateist propaganda yürütülmesinde pek faydalı olacağını belirten bir takdim yazısıyla Rusça’ya (1963) ve Bulgarca’ya (1965) çevrilmiş, ayrıca Bulgaristan’da Türkçe olarak da yayımlanmıştır.