Kendi hayatına esir, anlaşılmayı ve görülmeyi arzulayan bir kadın M, kocası Tony ile şehir hayatından uzakta, deniz kıyısında izole bir yaşam sürüyor. İç çekerek 'Ah, ne güzel, insanlardan uzak, sessiz sakin bir yaşam' dediğinizi duyar gibiyim. Ama herkesin hayattaki arayışı ve istekleri farklı. M bu hayatı kendisi seçmiş olsa da artık yüzmeyi bırakıp su üstüne çıkmak isteyen bir balık gibi çırpınıyor. Otoportre tablolarındaki kadınlarda kendisinden izler bulduğu ve bağ kurduğu ressam L'yi, evlerinin bitişiğindeki diğer evde kalması ve yeni çalışmalarını orada yapabileceği düşüncesiyle davet ediyor. Şaşırtan bir hızla L bu teklifi kabul ediyor ama yanında güzel ve genç Brett ile birlikte geliyor. Böylece M kendisini, güzelliğini, kadın olmayı, özgürlüğü, anneliği ve aile olmayı sorgulamaya başlıyor.
Bu süreçte M, kocası Tony, kızları Justine, sevgilisi Kurt, ressam L ve eşlikçisi Brett bir arada kalıyor, birbirlerinin hayatlarına karışıyorlar. M'nin ilk başta bu deneyimin hayatlarına yenilik katacağı ve görüleceği algısı zamanla kırılıyor. L, o kadar kibirli, ukala ve memnuniyetsiz ki beni çileden çıkardı. L'nin histerik tavırları depresyon izlenimi uyandırsa da kadın olarak önce kendi değerini bilmeden bir başkasının onı görmesini ve beğenmesini arzusuna da anlam veremedim. Tüm bu yaşananları M'nin Jeffers’a yazdığı mektuplarla okuyoruz. Biraz araştırma ile Eylül Görmüş'ün eser hakkında paylaştığı bilgi eserin ilham kaynağını açıklıyor: "1932 tarihli “Lorenzo in Taos” kitabından yola çıkarak yazmış eseri. Mabel Dodge Luhan’ın New Mexico’daki evinde yazar D. H. Lawrence ile eşini ağırladıktan sonra şair Robert Jeffers’a yazdığı mektupların derlemesiymiş bu kitap." Birçok satırın altını çizdim, ressamın estetik bir ürün ortaya koyması ile sıradan insanların dünyaya çocuk getirmeyi sanat eseri görmeleri benzetmesine bayıldım. M'nin ruh hali benim enerjimi aldı götürdü, genel olarak sevdim ama Bir Ömrün Emeği de değildi.