·144 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Mart 2026 13:44 Çünkü onlar fedakarlıklariyla susarak aslında aşklarını feda ettiler aşklarıyla birlikte kendilerini de yakarak
Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi benim için Türk klasiklerinden en beğendiklerim arasında yer almayı başardı. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve yazarı bu kitapla tanıdım. Şimdiden ilk okuduğum kitabıyla gönlümde taht kurmayı başardı. Yazarın diğer kitaplarını da kesinlikle okuyacağım; fakat okumadan önce kendimi derin hüzünlere hazırlıklı etmeliyim sanırım.
Kitabın sayfa sayısı az olmasına rağmen bitirmem uzun sürdü. Çünkü her sayfası beni o kadar derin bir hüzne bıraktı ki… Bu kadar yoğun duygularla beni üzeceğini bilseydim belki okumayı ertelerdim. Normalde hüzünlü biten kitapları sevmem ama bu kitap öyle güzel yazılmış ki, bana göre Fikret’in sonu güzeldi. Tabii Nejat için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Karakterlerin bütün duyguları o kadar güzel işlenmiş ki kitabı okurken bizzat o yoğun duyguları yaşıyorsunuz. Genelde hüzünlü kitaplarda karakterin dışındaki kişilerle de empati kurduğum için hüznüm biraz hafiflerdi. Ama bu kitapta fedakârlık, aşka direniş ve suskunluk hüznün en büyük parçasıydı. Diğer karakterler de hüznün farklı boyutlarını gösteriyordu. Kitabı okurken sadece Fikret’e değil; Nejat’a mı üzülsem, onunla aynı kaderi yaşayan kişiye mi, yoksa onları çok seven eşlerine mi bilemedim. O kadar acı ki… Bunun sadece bir kitap olduğunu bilmek bu duyguları biraz hafifletiyor.
Fikret Hanım’a hayran olmamak elde değil. Bütün kalbiyle âşık olmasına rağmen hayatını diğer hayatlar için feda etmesi… Tüm bu talihsiz kadere rağmen dayanıklılığı, davranışları, sükûneti, diğer hayatlar için kendisini ve aşkını feda ederek buna karşı durması takdir etmemek elde değil. Ama buna rağmen Fikret’i anlamayıp ona yapılan haksız ithamlar da iç acıtıcıydı.
“Mademki hakkın olmayarak kalbinde bir hayal, bir aşk gizliyorsun bu karı koca hukukunu ihlal eder. Bu hususta benim en büyük günahım evlenmemdir. Evet, ben yalnız yaşamalıydım. Yazık ki varlığımı borçlu olduğum insanların emirleri hilafında hareket etmeye kadir değildim.”
Bu sözler Fikret’in masum ama talihsiz kaderini iç acıtan şekilde gösteriyor.
Kitabı okurken Fikret’in piyanoyla çaldığı, Nejat’la birlikte sevdikleri Hüseyni makamını dinleyerek okumam ise ayrı bir zevk verdi. O atmosferi hissetmek, o yoğun duyguların içine müzikle birlikte girmek… Sanki okuduğum bir günlük değil de gerçekten yaşamış birinin iç dünyasına tanıklık ediyormuşum gibiydi.
Mükemmel bir kitaptı. Daha önce bütün sayfalarında beni hüzünlendirip ağlatan bir kitap olmamıştı.
Fikret’in sustuğu her cümlede bir kalp kırıldı ama o suskunluğun içinde en büyük aşk saklıydı.