·256 syf.····Okunma: 01 Mart 2026 11:56 Ben ne okudum böyle ya?
Frank diye bir karakterimiz var… Henüz 16 yaşında. Ama ruh hali 40 yıllık seri katil belgeseli gibi. Daha küçücük,Seksek oynaması gereken yaşta ölüm ritüelleri tasarlıyor. Evladın olsa sevemezsin, sevsen de temkinli seversin,mümkünse uzaktan ve eldivenle.
Bir de babası var ki evlere şenlik. Evdeki eşyaları tek tek ölçüp not alıyor, oğlunu bunun sözlüsüne tabi tutuyor. Aile içi denetim mekanizması kurmuş ama sistem biraz “akıl sağlığı dışı”. Böyle anlatınca absürt geliyor biliyorum ama yazar o deliliği öyle sakin, öyle normal anlatıyor ki bir noktadan sonra siz de o deliler evinde yaşamaya başlıyorsunuz.
Annesi doğumdan sonra terk etmiş. Nüfus kağıdı yok. İzole bir ada. Manyak bir baba. Böyle bir ortamda yetişen bir çocuğun sağlıklı olmasını beklemek zaten Pollyannacılık olurdu. Kitap boyunca hep sorguluyorsunuz zaten; İnsan mı doğuştan kötüdür, yoksa kötülük mü yetiştirilir? Ben %50 çevre, %50 “içinde varmış zaten” diyorum. Frank biraz da kendi iç karanlığının gönüllü temsilcisi gibiydi bence.
Finalde ortaya çıkan o gerçek ise bana “iyi misin yazar?” dedirtti resmen. Şok edici ama beni rahatsız etti; belki daha farklı bir kapanış isterdim. Bazı yerlerde Frank’in zihnindeki sadizmi uzun uzun okumaktansa Eric’i daha çok okumayı tercih ederdim mesela.
Özetle: Ruh sağlığı yerinde karakter arıyorsanız yanlış adrestesiniz. Merakla okudum, hatta etkilendim ama herkese önerir miyim? Asla. “Yüzyılın en iyi 100 kitabı” diyenler biraz cesur davranmış olabilir gibi.
Böyle bir okuma geldi, sinir sistemimi dürttü ve geçti…