İlk kitabı gibi benzer bir olay örgüsü ve anlatım tarzına sahip
8/10
·440 syf.··
2026 2. kitabı
Evet, serinin ikinci kitabını da hızlıca bitirmiş bulunmaktayım. Öykü kitaplarının da bitmesiyle birlikte (toplam 837 sayfa civarı sürdü sanıyorum) yazarın hikayenin devamında artık romanlarıyla da birlikte nasıl bir yol çizeceğini merak ediyorum doğrusu. Kitabın akışına gelecek olursak eğer, ben bu öykü kitaplarını ana seriye bir hazırlık ve bilgi birikimi olarak gördüm. Ve bence bir hazırlık kitabı olarak üslubu ilk kitaptaki gibi aynen akıcıydı diyebilirim. Ve de ayrıca hikayeleri okurken dikkatimi çeken bir noktası da kitabın bize zaman zaman bazı önemli olaylar hakkında bilgiler verip onları inatla açığa çıkarmaması ve bizi diri bir merak duygusunda tutması oldu. Bu soruların cevapları ise ileriki romanların süprizi olacak sanırım. Onun dışında ilk kitapla benzer bir hikaye akışı ve anlatım tarzına sahipti o yüzden de genel olarak okurken çok fazla şaşırdığım, etkilendiğim bir an olduğunu söyleyemem. O yüzden ilk kitaptan sonra yer yer bazı kısımları daha az tatmin edici oldu benim için. Eğlenceli olmasına karşın, kitaba başladığım ilk zamanlar The Witcher - Son Dilek kitabının bu hikayeyle tam olarak -belirgin bir şekilde- nerede bağlanacağını merak ediyordum. Ve sürekli bu düşüncede olduğum için bu da kitabın başlarında biraz daha ağır bir okuma yapmama sebep oldu. Bir ejderha avıyla başlayan macerayla birlikte yine birçok yaratık ve bolca da aksiyonla giriş yapıyoruz hikayeye. İlk kitapla benzer bir açılışı olduğu için okuduğum ikinci kitabın ilk kitaptaki olayların devamını okuduğumu hissetmem tam olarak hikayenin ikinci yarısından sonra falan oldu diyebilirim. Özellikle orman perileri olan dryadlarla karşılaştığımız andan sonrası hikayenin devamı için çok belirleyici olan o asıl kısımdı bence. Ve bu bölümden sonrası bende kitabı bitirmem için daha çok motive etti ve okuma isteğimi arttırdı. Bu bölümde aklımın ucundan geçmeyen nokta ise sonunda ciri ile tanışmamızdı. Onunla ilk karşılaşmamızda vay canına ciri'nin başlangıç hikayesi bu muymuş hiç tahmin etmemiştim diye düşünmüştüm. Burada şaşırdığım asıl nokta ise yazarın birbirinden bağımsız görünen iki hikayeyi bağlama şekliydi. Özellikle ilk kitapta okuduğumuz kraliçe calanthe'nin kızı pavetta ve damadı duny'nin doğacak olan kızı olarak ciri'yi sahneye çıkarmasını okumak -her ne kadar ilk kitaptan dolayı bu kısımda hikayeyi tahmin etmeniz o kadar zor olmasa da- zevkliydi bence. Haaa tamam falan olmuştum sonunda dmdmmd. Bunun bir sebebi de aslında ben seriye başlamadan önce ciriyi hiç prenses veya asil biri gibi hayal etmemiştim. Witcher oyunlarından da gördüğüm kadarıyla asi bir kız olarak önce çıktığı için biraz daha farklıdır diye düşünmüştüm ki kitap bunu da iyi yapmış. Kısaca burada ilk öykü kitabındaki unsurlarla bağlama şeklini sevdim ve bunun bir başka nedeni de kitabı bitirdiğimde bana ilk kitabı neden okudum dedirtmeyen bir hikayesi olmasıydı. Aksine, bu seriye iyiden iyiye alışmak adına iyi ki okumuşum dedirtiyor. Aslında şimdi baktığımda bu romanın daha çok ciri'nin kaderi olduğuna inanmayan geralt'ın bu küçük kız ile olan buluşma hikayesini anlatıyor diyebilirim kısaca. Ayrıca hatırlarsınız ki yine ilk kitapta geralt, calanthe'nin kızı pavetta'dan "Eve döndüğünde bulacağın, ama beklemediğin bir şeyi bana vereceksin" Diyor. Bu söz aslında yine ilk kitapta da sıkça gördüğümüz (?) witcherların kendi nesillerini devam ettirmek yani yeni witcherlar yetiştirmek için yardım ettikleri insanlardan çocuk istemelerinin bir yolu aslında. Ve geralt bunu söylediğine sonradan pişman oluyor ve de Kader Kılıcı'nda da bu kızı kabullenmemek için elinden geleni yapıyor aslında. Çünkü okurken geralt'ın içten içe verdiği kararın ağırlığından korktuğunu görüyoruz. Ama ne olursa olsun küçük ciri ile yolları eninde sonunda bir noktada kesişiyor ve hiç farkında olmasalar bile zamanla birbirlerine bağlanıyor ve de birbirlerine muhtaç halde buluyorlar kendilerini. Açıkçası bu tarz baba-kız dinamiği olan hikayeler artık biraz klişe sayılsa da güzel yazıldıkları zaman hikayeye bambaşka bir tat katıyorlar ve bende bu tarz dinamikleri okumayı çok seviyorum açıkçası. Hikayeye dahil olan karakterlerden favorim ise tabiki özgüvenli ve hafif şımarık olan küçük Ciri oldu. Özellikle son sahnede ciri'nin geraltla sonunda -bir daha ayrılmama sözüyle-tamamen buluştukları sahne çok tatlıydı. Ve son kısımda dandelionun gelip savaşın kapılarınını çaldıklarının haberini vermesi fakat geraltın bunu başta umursamaması fakat sonrasında ciddiyetini kavraması gibi noktaların vesaire yine üçüncü kitap yani ilk romanımıza hazırlık olduğunu düşünüyorum. Onun dışında genel olarak ilk ve ikinci kitaplarıyla birlikte artık bu evrene alışma hissiyatını geride bıraktığımı hissettim. Değinmek istediğim son şey, genel olarak hikayenin duygu dinamiklerinde geraltın ilişki kısımlarının bana biraz karmaşık gelmesi. Yani karakterlere biraz ortaçağ anlayışı da hakim olduğu için genel olarak pek fazla yadırgamamaya çalıştım bu tarz kısımları ama pek de hoşnut olduğum bir anlatı tarzı değil diyelim. Yani burası aynı zamanda tartışmaya da açık olduğundan ne desem tam olarak bilemedim. Onun dışında okuduğum iki öykü kitaplarının içine de serpiştirilmiş olan sırları ne zaman çözeceğimizi çok merak ediyorum. Mesela ilk kitabın başındaki yennefer olayı gibi. (Adına iola diyorlardı, tapınakta nenneke'yle beraber kalıyordu, konuşmuyordu vesaire.) Yani sanırım bunlar romanın içinde geçecek olan olaylara bi ön bakıştı sadece. İlerleyen romanlarıyla beraber de birçok şeyi değerlendirmek istiyorum tekrardan. Kısaca serinin ikinci kitabı hakkında düşüncelerim bunlardı buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Ve de umarım kitapla alakalı da size yeterince yardımcı olabilmişimdir. İyi okumalar dilerimm
Edebiyat
Kader KılıcıAndrzej Sapkowski · Pegasus Yayınları · 20172,758 okunma
·
37 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.