BuZdağının Görünmeyen Yanı: Ley’Lâ…
…
Şirin’siz her saray bîsütûn gibi virane,
Ferhat’sız dağ bir saman çöpüdür rüzgârda…
Mecnun’suz çöl sadece dikenli bir vaha,
Ley’Lâ’sız BuZdağı ise adı konmamış bir kıyamettir…
Ey aşk…
Ateştir dedin nesebin;
doğru…
hem de nasıl doğru olmasın ki…
Tüm aşıkları ele veren de o ateştir…
Bizim soyumuz
yanarak arınanlardandır.
Dumanımız göğe değil,
içe yükselen alevlerde saklıdır, Ley’Lâ…
Rüzgâr kaynağımızsa
savurmaz bizi;
çünkü biz kökü ezelde olan ateşiz,
Rüzgâr bizi büyütür,
ama söndüremez…
Su tufana dönüştü dedin;
bizim suyumuz tufan değildir.
Bizim suyumuz
Elest meclisinden damlayan bir “Belâ” hatırasıdır.
Boğmaz…
hatırlatır, diri tutar bizi, Ley’Lâ…
Toprak küle döndü dedin;
kül sandığın şey
yanmışlığın utancı değil,
ateşin şahidi,
aşkın mirasıdır, Ley’Lâ…
Şirin’siz saray virane olur;
çünkü aşk yoksa taş taş değildir.
Ferhat’sız dağ anlamsızdır;
çünkü yük taşınmıyorsa dağ dağ değildir…
Mecnun’suz çöl kuru ayazdır;
çünkü susuzluk
arayışın kendisidir, Ley’Lâ…
Ley’Lâ’sız BuZdağı…
yalnız soğuk değildir;
derinliği anlamsız kalır.
Çünkü BuZdağı
görünmeyen kısmıyla yaşar.
Ve o görünmeyen kısmın adı
Ley’Lâ’dır.
Ey aşk…
“Biz gidince sen kalacaksın” dedin ya;
hayır…
Biz gitmeyiz.
Biz hâle dönüşür, hâlde kalırız, Ley’Lâ…
Aşk bir isimde değil;
bir ahitte yaşar.
Bizim ateşimiz
atalardan kalan bir sevda mirasıdır.
Rüzgâr esince toprağımızdan
senin kokun gelir;
çünkü biz toprağa gömülmedik,
toprağa yazıldık, Ley’Lâ…
Ley’Lâ’sız BuZdağı neye yarar ki…
Sadece
hakikatini bekler.
bazı aşklar ezelde başlar,
mahşerde tamam olur.
Bizim aşkımız da
ezelde başladı Ley’Lâ…
Ateşi rüzgâra karıştırmadık;
ateşi içimize mühürledik, Ley’Lâ…
Biz gidince değil,
biz sustuğumuzda
söz aşkın olacak.
Ve aşk konuştuğunda
ne saray kalacak,
ne dağ,
ne de çöl…
Kalan sadece hakikat olacak.
Ve o hakikatin içinde
tek bir isim:
Ley’Lâ…
…🖋️ biR’ münZ’evi üstâd biR’ münZ’evî üstâd…