10/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2026 00:00
"KALDIĞIMIZ YERDEN" "İşte şimdi dilsiz zannettiğim tüm hatıralar yarım kalmışlıklarına aldırmadan gamzelerinin çukurlarında konuşuyordu. Bakışlarında düne sakladığımız, geleceğe bıraktığımız, içimizde birbirimizden habersiz taşıdığımız her şey ağız birliği yapmış gibi kaldığınız yerden devam edersiniz diye haykırıyordu. Benden başkasının bu haykırışı duymasından ya da görmesinden korktum…" Bir fincan kahvenin yarısında bırakılmış sohbetler. Defterin orta yerinde biten cümleler. Bir şiirin son dizesi gelmeyen akşamlar. Telefon rehberinde silmeye kıyamadığımız numaralar. Ve en çok da içimizde büyüttüğümüz, söylemeye fırsat bulamadığımız sözler... Yarım kalmak, insan olmanın belki de en derin hallerinden biri. Başlamış ama bitememiş olmanın o tedirgin hüznü, bir yerde hep sızlar içimizde. Peki neden bu kadar dokunur bize yarım kalmışlık? Neden tamamlanmamış bir hikâye, bitmiş bir hikâyeden daha çok akılda kalır? Dostluklar da yarım kalır bazen. Bir taşınma, bir tartışma, bir yanlış anlama ya da sadece zamanın acımasızlığı yüzünden ara veririz. Yıllar sonra bir cenazede, bir düğünde ya da bir sokakta karşılaştığımızda anlarız ki, kaldığımız yerden devam edebiliriz. Çünkü gerçek dostluklar, araya giren zamana rağmen yarım kalmaz; sadece bekler. Suna, yıllar sonra eski arkadaşlarının arasına döndüğünde bu sorunun cevabıyla yüzleşiyor. Sırtında taşıdığı ama varlığını unuttuğu bir yük var: yarım kalmışlıklar... Bir arkadaşın ölüm haberini aldığı telefon sesiyle başlıyor her şey. Nebiye'nin vedası, geride kalanları yılların ardında bıraktıkları anılar, ilişkiler ve kırıklıklarla dolu bir masada buluşturuyor. Ölümün soğuk yüzü, belki de en çok yaşayanları uyandırıyor sessizliklerinden. Bir vedanın ardından başlayan yüzleşme, Suna'yı üniversite yıllarına, 90'ların politik sokaklarına, Çiçek Pasajı'nın dumanlı masalarına, amfilerde yeşeren umutlara ve en çok da yarım kalan bir aşka geri götürüyor. Geriye dönüp baktığında fark ediyor ki, yanında taşıdığı sadece anılar değil; hiç tamamlanmamış cümleler, atılmamış adımlar, söylenmemiş sözler... Seçtiğimiz hayatlar mı bizi tanımlar, yoksa seçmek zorunda kaldıklarımız mı? Her birimiz hayatın kavşaklarında durup bazı yollara saparken aslında neleri geride bırakıyoruz? Suna'nın eski arkadaşlarının arasına döndüğünde fark ettiği şey, belki de hepimizin içinde bir yerde duran o acı hakikat: Kaçtığımız ne varsa, eninde sonunda bizi buluyor. Hayatın tuhaf bir cilvesidir ki, çoğu zaman tamamlanmış işlerden çok yarım kalmış olanlar öğretir bize. Okumayı yarıda bıraktığımız kitaplar, izini sürmediğimiz hayaller, cesaret edemediğimiz adımlar... Her biri bir ders gibi durur geçmişte. Nerelerde takılıp kaldığımızı, hangi korkuların bizi durdurduğunu, aslında neyi ne kadar istediğimizi gösterir. Oysa belki de yarım kalmak, hayatın bize sunduğu bir şanstır. Bitmiş olanın aksine, yarım kalan her şeyin bir devam etme ihtimali vardır. Kaldığımız yerden devam edebilme ihtimali. Affedebilme, affedilebilme, yeniden başlayabilme ihtimali. Belki de yarım kalmışlık, hayatın bize "devam et" dediği yerdir. Bir uyarıdır, bir hatırlatmadır: Hâlâ zaman varken, hâlâ fırsat varken, kaldığın yerden devam edebilirsin. Ara vermiş olabilirsin, yolunu kaybetmiş olabilirsin, pes etmiş olabilirsin. Ama yarım kalan her şey, sana geri dönme şansı verir. Çünkü bazı hikâyeler bitti sanılır ama aslında hep oradadır, kaldığımız yerden devam etmeyi bekler. Ve belki de hayat, tam da bu yüzden, yarım kalmışlıklarımız kadar anlamlıdır. Kitapla Kalın.
Edebiyat
Kaldığımız YerdenMerve Çömelek · Metinlerarası Kitap · 20259 okunma
·
49 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.