Dickens’in 1861 yılında yayımlanan romanı Büyük Umutlar, bir bildungsroman, yani bir gelişim romanıdır. Olay örgüsü Viktorya dönemi İngiltere’sinde geçer ve Dickens anlatımıyla okura döneminin sosyal yapısını bir aynayla yansıtır. Kitabın yayınlandığı dönemde İngiltere Viktorya döneminin ortalarında altın çağını yaşasa da Dickens toplumun eksik yanlarını, sınıf uçurumlarını ve görünürde parlayan ama bir yandan da çürüyen kısımlarını anlatır.
Philip Pirrip ya da kendine taktığı adıyla Pip…Bir çocuğun yaşadığı döneminin adaletsizlikleriyle örülü dünyasında hayata tutunmaya çalıştığı ilk dönemlerden itibaren nasıl büyüyüp olgunlaştığını anlatır Büyük Umutlar. Sisli Kent’in bataklıklarından Londra’nın sisli kalabalıklarına, belirsizliklerine giden bir hikaye…Bir ruhun dönüşümü.
(Bu kısımdan sonrası spoiler içerir.)
Romanın başlarında bir turta ve eğe vicdanın, korkunun ve merhametin sembolüne dönüşür ve Küçük Pip’in yaptığı bu yardım onun hayatını ve kaderini tamamıyla değiştirir. Zincirlerle birbirine bağlanan başka kaderler ortaya çıkarır.
Roman sadece sınıf farklılıklarını değil, bazen bizi var eden büyük umutların insanı nasıl bir uçurumdan aşağıya sürüklediğini de anlatır. Pip’in “beyefendi” olma hayali onu herkesten ve kendinden bile uzaklaştırırken, hayatının ikinci döneminde deneyimlediği Londra’nın sahte yaşamı, ona statünün, paranın ve gösterişin ne kadar boş olabileceğini öğretir. En sonunda anlar ki asıl zenginlik insanın kendi içindedir, gerçek sevgi ve sadakatte gizlidir.
Kitabın, Viktorya döneminin, hatta İngiliz edebiyatının trajik kadınlarından biri olan Miss Havisham ise sevginin nasıl yıkıcı bir şeye dönüştüğünü ve bir silah olarak kullanıldığında nasıl trajik sonuçlar ortaya çıktığını gösterir bize. Geçmişin yüküyle yaşayan bu kadın evlatlık kızı Estella üzerinden intikam almaya çalışırken kendi yıkımını derinleştirir ve başkalarının yıkımına sebep olur. Dickens bu kadını trajediye uygun olan trajik bir eve yerleştirir ve Satis Evi içiyle dışıyla baştan aşağı gotik bir evdir. Hem evin kendisi hem de içindeki her şey yaşayanlarla birlikte onu güzel bir gotik mekan haline getirir ve hikayeye yön veren parçalardan biri haline gelir. Zamanın bir anda takılıp kaldığı bu ev geçmişin hayaletiyle yaşayan bir varlıktır sanki. Ama küçük bir yangın sahnesiyle duran zaman yanıp yok olur, külleri havaya savrulur.
Dahası, iki farklı bölümde Pip tiyatroya gider ve bazı oyunlar izler. İlki Londra’ya gittiği ilk dönemlerde, ona beyefendi olma yolunu açan kişiyi bilmediği ve yanlış kişiyi düşündüğü dönemlerde, izlediği tiyatro sahnesi bir aynaya dönüşür. Dickens kurmaca içinde kurmaca kurar burada. Yani Pip’in izlediği Hamlet oyunu tesadüf değildir yine. Çünkü o da Hamlet gibi yönlendirilen, kendi kaderinin içinde sürüklenen bir piyon haline gelir. Diğer bir tiyatro sahnesinde ise geçmişinin bir parçası çıkar karşısına. Yani Pip sahnede trajedi izlerken aslında kendi trajedisini de izler.
Ve kitabın asıl sessiz kahramanı… Pip’in hayatındaki tüm karmaşanın ortasında Joe durur. Okula gidemeyen, nazik, işi sert ama kalbi yumuşak olan Joe… Dickens karakterleri konuştururken onların kullandığı kelimeler ve kelimeleri söyletme biçimiyle onları ait oldukları sınıflara yerleştirir açıkça. Konuştuğu dil Joe’yu toplumun alt kesimlerine yerleştirse de Dickens onu insanlık açısından en üste taşır. Gerçek dostluğun, dürüstlülüğün, sadeliğin ve içtenliğin vücut bulmuş halidir Joe. Dickens onu tek bırakmaz ve Biddy’i de yaratır.
Dickens karakterlerine hayat verirken onlarla isimleri arasında bağ kurar ve onların yazgısıyla ilgili ipuçları verir. Bu yüzden özellikle Abel Magwitch’in ismi de tesadüf değildir yani. Böylelikle çok katmanlı bir karakter yaratır. İsmi bile onun hikayesini fısıldar. “Abel” (Habil demektir) ismi Habil ve Kabil’in hikayesine gönderme yapar ve masum, kurban edilen ve adaletsizliğin sembolü olan Abel (Habil) Magwitch’in kaderi olur. Magwitch ismi ise onun ilk ismiyle tezat oluşturur ve onun yaşantısını, toplumdan dışlanmışlığını, korkulan bir figür olduğunu yansıtır (mag/magpie - witch). Pip ona Provis diye seslenir ama onun da dediği gibi bu isim Abel Magwitch’e uymaz hiç. Çünkü o kendi ismiyle bütünleşmiştir zaten. Edebiyatta ismiyle bu kadar bütünleşen nadir karakterlerden sanırım, Heathcliff gibi…
Toplumdan dışlanan korkunç birine yapılan küçük bir yardım büyük umutlara neden olur ve Pip’e bir baba figürü kazandırır. Kan bağı olmadan kurulan bu bağ, gerçek değerin tekrar para ve sosyal statüde değil, iyilikte ve sadakatte olduğunu söyler bize.
Romanla ilgili çok ilginç olan bir şey var. Dickens bu kitaba üç farklı son yazar. İlk yazdığını arkadaşının önerisiyle değiştirir. İkincisi ve üçüncüsü arasında sadece son cümlede bir değişiklik yapar… Yaptığı o küçücük değişiklik farklı kapılar aralar kitap için. İlk yazdığı son ve en son yaptığı değişiklikle iki sonda da kendi içerisinde farklı ışık tutar hikayeye de karakterlerin hayatlarına da.
Kısacası, büyük umutlar her zaman mutluluk getirmez belki ama tamamen de umutsuzlukla bitmez. Nasıl ki roman boyunca yükselen sis, Pip’in hayatının, olayların ve belirsizliğin sembolü haline gelir, bazen yükselir bazen azalır ve en son bir sonuca bağlanırsa, başka bir sis daha dağılır, belirsizlik biter, roller düşer ve Dickens şu soruyu sorar aslında okura: İnsan gerçekten neyle sınıf atlar, parayla mı yoksa vidanla mı?
Tesadüfler, kader sarmalında birbirine bağlanan hayatlar ve Tanrı üçgeninde gelişen olaylar…Okunması gereken kitaplardan kesinlikle…
Bu arada, Great Expectations farklı dönemlerde çekilen filmleri ve serileri var ama BBC’nin yayınladığı üç bölümlük mini dizi gerçekten kitaba uyan, karakterlere hayat veren güzel bir dizi olmuş.
Charles Dickens