Bir Zihnin İç Yolculuğu
8/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
İlk etapta bir aşk anlatısı gibi görünse de metnin derinlerinde insanın kendi zihniyle ve bilinçdışıyla kurduğu oldukça kırılgan bir ilişki yer alıyor. Anlatıcı kendi iç dünyasının dehlizlerinde adeta savruluyor. Zaman zaman rüyalar, imgeler ve sezgiler aracılığıyla başka bir gerçekliğin eşiğine yaklaşıyor. Bu yolculuk bir yandan büyüleyici diğer yandan kasvetli ve tedirgin edici. Bir noktadan sonra insan yalnızca bu dünyayı yaşamıyor, onu anlamaya ve hatta kontrol etmeye de çalışıyor. Bilinçdışının kapısını araladığını düşündüğünde bir süre sonra ona hükmedebileceğini de zannedebiliyor. “Neden," dedim kendi kendime, "tüm irademi kullanarak sonunda bu gizemli kapıları açmayı ve duygularıma boyun eğmek yerine onlara hükmetmeyi başaramayayım?" (s. 111) Metin ilk etapta romantik bir bağlılık gibi görünüyor. Ama biraz durup düşününce bu cümlede yalnızca birine yönelmek değil de ben insanın ötekinde kendi iç dünyasının bir yansımasını bulmasını görüyorum. Ötekine baktıkça kendimize dair bir şey görebilmemiz aşk duygusunun asıl etkisi bana göre. Kitap ilerledikçe anlatıcı rüyalarına ve içsel deneyimlerine giderek daha fazla anlam yüklemeye başlıyor. Hatta bir noktada onları kontrol edebileceğini düşünmeye oldukça yaklaşıyor. Ama tam burada bir kırılma yaşıyor. İnsan bilinçdışını yönetmeye çalıştıkça aslında onun karşısında ne kadar kırılgan olduğunu da fark ediyor. Kutsal kabul ritüelinin sınavlarına tabi kılındığımdan emin olduğum anda ruhum yenilmez bir güçle doldu. Kendimi tanrıların bakışları altında yaşayan bir kahraman olarak gördüm..." (s.93) Finalde ilginç bir geri çekiliş var. Anlatıcı bir noktada yaşadıklarını açıklamak için yeniden akla sığınıyor ve bütün bu deneyimi “bir rüya” olarak yorumlamaya yöneliyor. Bu açıklama metnin bıraktığı etkiyi ortadan kaldırmadı aksine bıraktığı mesaj çok güçlü: İnsan bazen kendi iç dünyasının sınırına kadar yaklaşır ama o sınırı aşmamak için sonunda akla tutunarak geri döner. Ben bu kitabı Jung okumalarından sonra okuduğum için metin bana çok daha anlamlı göründü. Özellikle rüya sahneleri ve ruh dili beni sık sık Jung’un Kırmızı Kitap’ına götürdü. Eğer o okumaları yapmamış olsaydım muhtemelen bu metni çok daha yüzeysel okuyacaktım. Aurélia bana göre bir aşk hikâyesi olmasının yanında, insanın kendi zihniyle ve bilinçdışıyla karşılaşmasının yarattığı o tuhaf gerilimi anlatan etkileyici bir metin.
Edebiyat
AuréliaGérard de Nerval · Kolektif Kitap · 2018255 okunma
··
675 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.