İtiraf ermeliyim ki , uzun zamandır bu kadar zorlanarak kitap okumamıştım
Yaşar Kemal okumak zordur demişlerdi. Ne kadar zor olabilir diye düşünüyordum. Şimdi bu zorluğu nasıl tarif edeceğimi düşünüyorum
1970’ler - İstanbul
Kitabın ağırlığını anlamakta şunu bilmenin önemi çok büyük ; bu kitap, kitap olarak değil TEFRİKA olarak, dergi için yazılmaya başlanmış. O zamanlar insanlar romanları gazete ve dergilerden takip ederlermiş. “Arkası Yarın” terimini duymuşsunuzdur muhakkak :)
Yazıldığı dönemde, Marmara’da gerçekten bir yunus avcılığı başlıyor.(Lütfen araştırın çok üzücü şeyler var ). Ve Yaşar Kemal de romana ince bir eleştiri şeridinde başlıyor aslında. O zamanlar ‘gazeteci yazarların’ eleştiri formatı biraz bu şekilde :)
Her bir bölümün bu kadar sahneli, olayların yavaş ve atmosferin ağır oluşunun temel sebebinin bu olduğunu düşünüyorum..
Kitapta bahsi geçen Menekşe’yi Haliç’i Zeytinburnu’nu , balık pazarını , Hayırsızada’yı .. görmüş , oralarda yaşamış gibiyim.. Haliç’in kokusu burnuma yapışmış gibi Bu kadar güçlü tasvirleri çok az yerde okudum. Ama sorun şu ki çook uzun..Sayfalar dolusu tasvir, tekrar ,tekrar.. Elbette metnin akılda kalıcılığı, insanın içine işlemesi biraz da bu tekrar dolu tasvirlerden geliyor ama aynı zamanda çok da zorluyor okurken.. Edebi olarak anlamak, o günleri anlamak, doğayı anlamak..
Metin, fiziksel tasvirlerle zorlarken psikolojik olarak da okuması zor durumlar içeriyor. İnsanlığın açgözlülüğünü, riyakarlığını, cahilliğini , yobazlığını, doyumsuzluğunu okurken bir taraftan saflığını temizliğini ama nasıl kirlendiğini de okuyoruz. Karakterleri anlamak zor. Bir şeye dümdüz sinirlenip dümdüz üzülmüyorlar. Her tepkilerinin ardında başka bir hikaye yatıyor. İnsanların doğayla olan bencil ilişkisine tanık oluyoruz. Ki o günden bu güne hiçbir şeyin değişmediğini daha da kötüleştiğini görmek çok acı..