·480 syf.····Okunma: 05 Mart 2026 20:39 “Yara keskinse izi kalır…”
Merhabalar canlarım
Ben geldim ve bugün sizlere daha önce ilk kitabını okuduğum, beni etkileyen bir serinin devam kitabı ile geldim. Ardıç 2 ile sizlerleyim.
Bu seriyi okuyanlar hatırlayacaktır; ilk kitabın sonunda İzgi’nin, hayatında güvendiği neredeyse herkes tarafından kandırıldığını öğrenmiştik. En büyük yıkımı ise annesinin katilinin yıllardır yanı başında olan babası olduğunu öğrenmesiyle yaşamıştı. İşin sadece babasıyla bitmediğini ise bu kitapta çok daha net görüyoruz. Çünkü İzgi’nin kocası da dahil olmak üzere etrafındaki birçok kişi gerçeği biliyor ve ondan saklıyordu.
İzgi, öğrendiği bu gerçeklerle adeta yıkılıyor.
Ama buna rağmen serinin başından beri kendisine verilen o görevi, yani meclisi bitirme görevini, sürdürmeye devam ediyor.
Bu süreçte saklanan gerçekler yüzünden Keskin ile boşanma aşamasına geliyorlar. Tam da bu karmaşanın ortasında İzgi hamile olduğunu öğreniyor. Ancak kalp hastalığı nedeniyle doğum yapması zaten oldukça riskli. Bu yüzden çocuğu istemiyor.
Bir yandan bu gerçekle mücadele ederken diğer yandan annesine yapılanların intikamını almak için arka planda büyük bir savaş veriyor.
Kitapta İzgi’nin hayatını tamamen değiştiren o hamilelik süreci ve sonrasında yaşananları okuyoruz.
(Dürüst olayım… burada kalbim resmen sıkıştı. Okurken içim daraldı.)
Daha fazla spoiler vermeden kendi yorumuma geçmek istiyorum.
Bu kitap… gerçekten beni yerden yere vurdu.
Okurken o kadar yaralandım, o kadar parçalandım ki hangi karaktere daha çok üzüleceğimi bilemedim. Ama içlerinde en çok İzgi ve Keskin için kalbim sızladı.
Tam “Artık her şey biraz yoluna girecek galiba.” dediğim anda yaşananlar…
Yıkılan hayatlar…
İzgi’nin yapmak zorunda bırakıldığı şeyler…
Kaybettiği hayat ve sevdiği insanlara ihanet etmek zorunda kalması…
Hepsi gerçekten çok yaralayıcıydı.
(İtiraf ediyorum… bazı sayfalarda gözlerim doldu değil, resmen ağladım.)
Kitabın büyük bir bölümünü gözyaşlarıyla okudum. Özellikle bazı sahneler vardı ki kalbimi paramparça etti. Bunlardan biri de:
İzgi’nin ihanet sonrası Londra’da kalmak zorunda kalması ve her gün bir telefon kulübesinden Keskin’e bıraktığı ses kayıtları…
(O sahnede içim gerçekten parçalandı. Kendimi toparlamam uzun sürdü.)
Nereye üzüleceğimi, hangi sahnede daha çok ağlayacağımı bilemedim.
Dramın, ihanetin, gözyaşının ve aşkın iç içe geçtiği bu hikâye beni gerçekten parçalara ayırdı diyebilirim.
Eğer Ardıç serisini seviyorsanız kesinlikle okumanızı öneririm.
Duygusu yoğun, kalbi sızlatan hikâyeleri seviyorsanız bu kitap tam size göre.
(Kitabı kapattığımda uzun süre boş boş sayfalara baktım… hâlâ etkisinden çıkamadım desem abartmış olmam.)