Gönderi

Ölüyorsun, Anlasana!!
8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Mart 2026 23:02
Ölüm döşeğindeki dosta duyulan sonsuz şefkat meselesi bir masaldır. Hiç güzelleme yapmaya falan gerek de yok. Zaten yazar da bu masalı resmen yerle bir ediyor. Hikâye, Helen’in kanserle boğuşan eski dostu Nicola’yı evindeki misafir odasına kabul etmesiyle başlıyor ama oda kısa sürede şifa yuvasından ziyade, merhametin ve sabrın sınırlarının sınandığı bir savaş alanına dönüşüyor. Garner burada sadece hastalık hikâyesi anlatmıyor, misafir odasında insan doğasının en karanlık, en bencil köşelerine ışık tutuyor bir nevi. En can alıcı ve üzerine en çok kafa patlattığımız mesele ise, Nicola’nın trajikomik iyileşme inadı şüphesiz. Nicola, tıp dünyasının yapacak bir şey yok dediği noktada, kendisini sömüren vitamin kliniğine binlerce dolar döküp her sabah işkence gibi kürlere girerken aslında sadece kanserle değil, gerçeğin kendisiyle de savaş veriyor. Helen ise tam burada, arkadaşının bu beyhude umuduna şahitlik etmek zorunda kalan infazcı gibi kalıyor çoğu zaman. Arkadaşına Ölüyorsun, anlasanaaa! diye bağırmak istemesi ile ona her gün temiz çarşaflar sermek arasındaki o korkunç gerilim okuru da ikilemde bırakacak cinsten. Çokça tartıştığımız çarşaf yıkama sahneleri aslında sadece temizlik değil birer metafor... Helen her gün terli, hastalıklı çarşafları yıkarken sadece hijyen sağlamıyor, arkadaşının ölüme giden yapay sürecini hayatından temizlemeye, onu eski, sağlıklı günlerine döndürmeye çalışıyor ama nafile, başaramıyor. En çok vurulduğum yer de, dostluğun romantize edilmemesi, hatta tam tersine dostluğun yük hâline geldiği anlık kırılmalar oldu. Garner, bakım vermenin getirdiği bedensel yorgunluğun zihni nasıl bulandırdığını, çok sevdiğin dostunun inlemelerinin bir süre sonra nasıl sinir bozucu bir gürültüye dönüştüğünü anlatırken acımıyor, çok dürüst davranıyor. Özellikle alternatif tıp savunucularının, hastanın etrafındaki insanları nasıl negatif enerji yaymakla suçlayıp yalnızlaştırdığına dair gözlemleri, modern dünyanın sahte pozitiflik dayatmasına atılmış en sert tokatlarından biri bana kalırsa. Nicola ölmemeye çalışırken, Helen onun hayatta kalma taklidini izlemekten yoruluyor. Öyle bir yorgunluk oluyor ki bir noktadan sonra "Hadi artık bitsin" dedirten yasaklı düşünceyi fısıldıyor usulca. Garner’ın bu kadar ağır bir meseleyi gündelik bir akışla, bizi hiç sıkmadan ve lüzumsuz olaylara boğulup dağılmamıza izin vermeden anlatmasına hayran kalmamak elde değil. Sanki hayatın en kaotik anı bile onun kaleminde sıradan, yaşanması gereken bir güne dönüşüyor. Bloglarda ve eleştirilerde vurgulanan bir diğer husus da yazarın kendi yaşlanma korkusu! Nicola’nın çöken bedeni aslında Helen için kendi geleceğinin de bir aynası oluyor. Sonuçta bu kitap, bir insanın başka bir insanın acısına ne kadar tahammül edebileceğinin, iyi insan maskesinin ne zaman çatlayacağının belgesi niteliğinde. Bitirdiğinizde "Ben olsam ne yapardım?" diye sormadan edemiyorsunuz, işte asıl sorgulatan, vicdan muhasebesinin başladığı ve merhametin yorgunluğa yenik düştüğü yer son sayfalar diyebilirim. Saime Özdemir ve okuma kulübü ile birlikte derinlere daldığımız Misafir Odası ,insan ilişkilerinin zorlu hâlini görmek isteyen herkese tavsiyemdir. Kendinizi de sorgulamaktan korkmuyorsanız mutlaka listeye alın. Ayrıca bu meseleleri daha detaylı konuşmak, üzerine tartışmak isterseniz 24 Mart’ta book.love üzerinden kitabın toplantısını gerçekleştireceğiz. Aslında hepinizi bekleriz diyecektim ama biletler şimdiden tükenmiş, belki ek oturum yapılır, ilgilisi takipte kalsın. :) Detaylar; instagram.com/saimeozdemiroff...
Misafir OdasıHelen Garner · Yapı Kredi Yayınları · 2021581 okunma
··
287 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
ne kadar güzel anlatmışsın sen böyle anlatınca saatlerce yalnızca kitap okuyasım geliyor