Bir Avrupalı'ya sevginin tanrısından söz edecek olsan, yüzünü buruşturur ve güler. Senin düşüncenin yalınlığıyla alay eder. Ama pırıl pırıl bir yuvarlak metal ya da koca bir ağır kağıt uzatacak olursan, o an gözleri parıldar ve dudaklarının arasından salyalar akar. Onun sevgisi paradır, tanrısı paradır.
"Bensiz yapamazsın," demişti Tanrı insana. "Gitme"
"Bırak beni," demişti insan ve Tanrı üzülerek bir elma dalını ona doğru eğmişti.
Tanrı yalnız kalmıştı, hasretini çekmişti insanın. İnsanı cennetten sürenin Kendisi olduğunu hayal etmişti, çünkü terk edilmiş olma düşüncesi çok acı vericiydi.
"Ben Tanrı'nın var olduğuna inanıyorum" demişti Izydor, çenesini cesurca ileri çıkararak. "Eğer varsa, inanmak benim için önemli. Yoksa da inanmanın bana bir zararı yok"