Ülkenin tanınmış ailelerinin ardındaki bilinmeyen ve görünmeyen tarafların ortaya çıkaran, dışarıdan bakıldığında farklı ama içine girildiğinde müthiş bir karanlığın göze çarptığı bir portre sunuyor kitap.
İstanbul’un Boğaz’a bakan sakin köşelerinden biri olan Yeniköy kitabın zeminde yer alıyor. Güzel ve nezih bir yer burası. Eski ahşap yalıların gölgesinde zamanın daha yavaş aktığı bir semt gibi hissedebilirsiniz. Tarihsel süreci de katarsak Yeniköy’ü yalnızca bir semt değil, hatırlamayı bilenler için yaşayan bir anı mekanı olarak düşünebiliriz. Peki bu kadar görkemli bir manzaranın ardında neler oluyor acaba?
Tam bir sosyal yaşam eleştirisi olarak da değerlendirebileceğimiz kitap zenginlik, para, güç, aristokrasi, ikili ilişkiler ve sosyal yaşamın içerisindeki eylemler dahilinde tam bir manzara oluşturuyor.
Görkemli ve ışıltılı hayatlar uzaktan bakıldığında kusursuz bir algı oluşturabilir. Pahalı ışıkların altında kusurlar gizlenir, gülüşler çoğu zaman birer maskeye dönüşür çoğu zaman. Görünen ihtişamın ardında bastırılmış korkular, tükenmiş ruhlar ve sevilmekle hayran olunmak arasındaki ince boşluk saklıdır. Özellikle yaşadığımız dönemin aslında kısa bir özeti gibi.
İşte Yeniköy‘deki simsiyah bir yalının bıraktığı hisler bu şekilde. Paranın ve gücün hızlı bir şekilde el değiştirdiği bir ortamda işlerin ne şekilde halledildiği noktasında da etik çerçevede düşünmeye zorluyor ister istemez. Tam da bu noktada ahlak devreye giriyor ve işin neresinde kaldığının felsefesini yapmak okuyucuya kalmış. Aslında kitabın anlattığı hikayede konuşulacak o kadar çok kavram var ki. Kimi tekgöz gecekondusunda yaşamaya çalışırken, dünya başkaları için ne şekilde dönüyor bazen tahmin etmek zor. İşin içerisine para girince değer yargıları ve ahlaki unsurlar tepetaklak oluyor bu da bir gerçek.
“ İstanbul’da hikayelerin giriş ve gelişme kısımları hiç kimse tarafından okunmaz, varsa yoksa sonuç paragrafıdır.”