·293 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Mart 2026 11:04 Maggie O'Farrell'ın, Shakespeare'in Hamlet adlı oyunundan ilham alarak oğlu Hamnet'in veba yüzünden öldüğü rivayeti üzerine kurgulanmış romanı. Kitabı okumam uzun zaman aldı, bazen akıcılığını kaybetti ama duyguları geçirmede, Agnes'ın çaresizliği ve doğa hakkında bilgilerine fazla güvenmesinin belki de onun hayatını kökten kötü yönde değiştirdiği gerçegi bir ana mesajla çok iyi verilmiş: Kadere, Ölüm'e karşı gelemezsin.
Kitap boyunca Agnes'ın annesi doğa ile çok uyumlu ve ona bağlı, doğanın dilini konuşan ve insanlara yardım eden biri olarak gösterilir. Keza kendisi de sonradan annesi gibi hayatına devam eder, bitkiler hakkında bilmediği ve iyileştiremediği hastalık yoktur. İnsanlar her derdi için ona gelir ama ona tuhaf gözle bakmaktan da geri duramaz çünkü anlamazlar bu kızın hallerini. Neden doğayla bu kadar iç içe olduğunu, neden baş ve işaret parmağı arasındaki yeri sıkıp insanlara hayatlarıyla ilgili şeyler söylediğini... Ve de gencecik bir adamı kendisine nasıl bağlayabildiğini, nasıl birbirlerine aşık olabildiklerini. Çoğu kişi onu da annesi gibi bir büyücü veya cadı sanar, halbuki kendisi sadece bitkilerle iyileştiren bir şifacıdır. Doğayla oldukça uyumlu ve kendisinin bir uzantısı gibi olan bir şifacı...
Ama belki de Agnes'ın unuttuğu ve ona çok kötü sonuçlarla dönecek olan şey de her hastalığı iyileştirebilmesinin Ölüm karşısında hiçbir anlam ifade etmediğidir.
Ölüm bir hastalık değil, herkesin er ya da geç karşılaşacağı sondur çünkü.
Agnes'ın üç çocuklarından ikisi ikiz olarak doğar, Hamnet ve Judith. Doğumlarından öncesinde Agnes, büyük kızı Sussanna'da olduğu gibi cinsiyet hissedemez ve nerdeyse ölümle burun buruna gelir. Bu anda da "ölüm döşeğindeyken" yanı başında iki çocuk silüeti görür ve böylelikle hayatı boyunca bildiği ve hissettiği şeyin onaylandığını hisseder: Kendisinin ölürken arkasında bırakacağı sadece iki çocuğu olacaktır.
Judith, Hamnet'ten sonra oldukça cılız ve güçsüz doğar. İkizlerden genellikle küçük olanin daha hasta olduğu ve olduğu eski zamanları da düşününce Agnes varını yoğunu Judith'i hayatta tutmaya adar. Doğa ile bağlantılı, sonsuz güven içinde ilerleyen bir şifacı da olsa o artık bir annedir ve bir annenin, çocuğu için yapmayacağı şey yoktur.
Agnes'ın karakterinin en ironik ve trajik dönüm noktası ise Judith'in vebaya yakalanması, aynı sırada Hamnet'in de vebaya yakalanmış olması ama Agnes'ın, hep en zayıf ve çelimsiz olanın Judith olmasından dolayı ölecek çocuğunun o olduğunu düşünmesi üzerine tüm odağını ona vermesi ve Hamnet'in durumunu görememesinde yatar. Agnes kendi "görüsünü" sadece görü olarak kendisine rehberlik edip onu, gelecek olan şeylere karşı hazırlayabilecek bir harita olarak değil de kaderi değiştirebilecek bir güç gibi görür belki de. Ve ne kadar çocuk sahibi olmak isterse istesin, kaç çocuğu olursa olsun onun kaderinde iki çocuğunun hayatta kalacağı yazılmıştır.
Kaderi reddetmeye ve ona karşı koymaya çalışan Agnes ise en büyük yenilgiyi, oğlu Hamnetin kendi hayatını bir nevi kardeşi Judith ile takas ederek kendini feda etmesiyle alır.
Agnes, bir annenin alabileceği en büyük yenilgi ve en büyük acıyı yaşıyordur artık. Agnes; doğa ile doğduğundan beri haşır neşir olan Agnes, onun dilini en iyi anlayanlardan olan Agnes, herkese yardım eden ve üvey annesi hakkında bile kötülük yapmayan ve söylemeyen Agnes... İlk önce annesini ve babasını, şimdi de oğlunu kaybeden Agnes... Kaderin acımasız yüzüne tanıklık etmiş ve o fark etmeden yine de kaderin kendi hayatı ile ilgili olan planını bir şekilde oturttuğunu anlayan Agnes...
Kaderi yenebileceğini sanarken kader tarafından yenilen, hayata küsen, acısı kendini aşan ve acı gerçeklerden uzaklaşan Agnes...
Ve oğullarının kaybının acısını ifarkli şekilde yaşayan bir anne ve baba: Birisi kaderi kabullenip bitkilerine geri dönen Agnes, diğeri de oğlunun acısını yazıya dökerek anlamlandırmaya çalışan ve kaderin oyunuyla, oğlunu almasıyla, yine hem kendisinin hem de oğlunun kaderinde olan Hamlet oyununu yazıp oğlunu sonsuza kadar ölümsüzleştiren bir baba...