·250 syf.····Okunma: 25 Ocak 2026 20:01 Kuşlar Yasına Gider’de, uzun yol şoförü Aziz’in ve ailesinin öyküsünü evin büyük oğlundan öğreniyoruz. Hikaye; büyük oğulun Ankara ile Denizli arasındaki yolculuklarında canlanan hatıraları ve bilinç akışı üzerinden, baba-oğul ilişkilerine ve Aziz’in başına buyruk doğasına odaklanıyor.
Kitap; Ardahan/Hanak yöresine ait, Tekin Büyükkaya’dan derlenen ve Yücel Paşmakçı tarafından notaya alınan anonim "Bu Dağlar Kömürdendir" türküsü ile başlıyor. Bu türkünün sözlerini bilmek, romanın bütününe hakim olan imgeleri anlamlandırmak adına oldukça kıymetli.
Bu dağlar kömürdendir
Geçen gün ömürdendir
Feleğin bir guşu var
Pençesi demirdendir
Hadi leyli leylanı
Mevlam yazmış fermanı
Ya al canım gurtulam
Ya ver derde dermanı
Bu yol Pasin'e gider
Döner tersine gider
Burada bir yiğit ölmüş
Guşlar yasına gider
Hadi leyli leylanı
Mevlam yazmış fermanı
Ya al canım gurtulam
Ya ver derde dermanı
Bir at bindim başı yok
Bir çay geçtim daşı yok
Burda bir yiğit ölmüş
Yanında gardaşı yok
Hadi leyli leylanı
Mevlam yazmış fermanı
Ya al canım gurtulam
Ya ver derde dermanı
Yazar Hasan Ali Toptaş, Denizli’nin Çal ilçesine bağlı Baklan kasabasında dünyaya gelmiş, uzun yol şoförlüğü yapan bir babanın oğludur. Romandaki anlatıcının da bir yazar olması, eserin otobiyografik özelliklerini ön plana çıkarıyor.
Uzun yıllar önce geçirdiği bir kaza sonucu bacağını kaybeden Aziz, protez bacak yaptırmak için aniden Ankara’ya, oğlunun yanına gelir. Aziz ve oğlunun kısıtlı, bir o kadar da mesafeli ilişkisi üzerinden baba-oğul dinamiklerine dair hızlıca bir fikir ediniyoruz.
Roman, Aziz’in hastalık sürecinde Denizli-Ankara hattında mekik dokuyan anlatıcının gözlemleriyle gelişiyor. Bu yolculuklarda türkülerin ve aile anılarının yanı sıra, yazara çok önemli bir sembol eşlik ediyor: Bir at. Bu atın neyi temsil ettiğini keşfetmeyi ise okuyucuya bırakıyorum.
Baba-oğul ilişkisini merkeze alan Kuşlar Yasına Gider; türküler, gelenekler, rüyalar ve güçlü sembollerle örülmüş, oldukça zengin bir anlatı sunuyor.
Benim için çok dingin bir romandı. Sayfaların hızla akıp gittiğini söyleyemem ama bunun bilinçli bir tercih olduğunu hissedebiliyorsunuz. Sanki anlatıdaki ağırlık, baba-oğul arasındaki o aşılması zor mesafenin kağıda dökülmüş hali gibi...
Küçük Bir Not: Yazar hakkında geçmişte gündeme gelen taciz iddiaları ve sonrasındaki edebiyat dünyasındaki "me too" süreci malumunuz. Bu konuda hukuki süreçlerin veya güncel durumun detaylarına hakim olanlar varsa yorumlarda bilgileri paylaşırsa çok sevinirim.