Masumiyet Müzesi , aşkın ne kadar güzel ama bir o kadar da insanı yiyip bitiren bir şey olduğunu anlatan ağır bir hikâye. Orhan Pamuk burada bildiğimiz aşk romanlarından farklı bir şey yapmış. Bu kitapta aşk sadece sevmek değil; takıntı, özlem, hatıralara tutunmak ve geçmişe saplanıp kalmak.
Kemal’in Füsun’a olan aşkı öyle sıradan bir sevda değil. Adam resmen hayatını bir insana ve o insanın bıraktığı izlere adıyor. Sigara izmaritinden tokaya kadar her şeyi saklıyor. Çünkü bazı insanlar gider ama eşyaları kalır ya… işte o eşyalar insanın kalbini parçalar.
Kitabı okurken bazen diyordum ki:
“Bu sevgi mi, yoksa delilik mi?”
Ama sonra anlıyorsun ki bazı aşklar mantıkla açıklanmaz. İnsan sevdi mi, bazen kendini de kaybeder. Aşk bazen insanı mutlu etmez, ama yine de insan vazgeçemez. Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıksa bile kalbimizin içinde yaşamaya devam eder.
Kısacası Masumiyet Müzesi, bir aşk hikâyesinden çok; kaybedilen bir aşkın, hatıralarla kurulan bir müzenin ve insanın kendi geçmişinde kaybolmasının hikâyesi.