Berger diye bir tip var, tıp öğrencisi güya ama kendi ruh halini teşhis etmekten aciz, çocukluk aşkıyla karşılaşınca bütün o mantıklı bilim insanı havaları yerle bir oluyor. Olay örgüsü desen zaten Zweig klasiği, her şey ya aşırı trajik ya da aşırı melankolik, adam resmen mutsuzluktan besleniyor diyebilirim. İncecik kitap ama karakterin o içsel buhranlarını okurken sanki on saatlik ameliyattan çıkmışım gibi yordu beni, yine de o saplantılı ruh halini anlatışındaki ustalık karşısında şapka çıkarmadan edemiyorsun.
Stefan ZweigKızıl