DİKKAT SPOİLER İÇERİR
“Yoksulluk nedir?” Ülkedeki insanların gelir düzeyi anlamında eksik şekilde yaşamalarına sebep olan durumdur. TDK’deki tanımı budur fakat eksik bir tanım. “Niçin ömrünü sadece mal biriktirmekle geçirme desin?” Bir insan hayatı boyunca mal biriktirir, biriktirir, biriktirir; sonra o mal, onun adını hiçbir zaman anmayacak nesli tarafından harcanır ve o mal kişiye hiçbir fayda sağlamaz. Ama gönül zenginliği öyle mi? Hem bu dünyada inananlar için kalıcı, ebedi hayatımızda da bizi mutlu edecektir.
“Hayya ale’l-Felah (Haydi kurtuluşa)” bu çağrıyı belki günde beş defa duyuyoruz fakat işitmiyoruz. Ben, ilk defa anlamını derin bir şekilde düşündüğümü hatırlıyorum. Biz gerçekten bu dünyaya gönderiliş amacımızı unutuyoruz; geçici hazlar ve geçici hevesler için… Sizce değer mi? Bir tarafta ebedi bir mutluluk, ebedi bir zenginlik; diğer tarafta ise geçici, sahte bir zenginlik: mal zenginliği.
Cahiliye döneminde değiliz fakat ondan daha beter bir dönemdeyiz. Neden mi diyeceksiniz ki; o dönemde insanlar putunu kendisi yapardı. Sizce bizim bulunduğumuz dönem bu dönemden farklı mı? "İnsanlar putunu kendi yapar" ; bu bazen mal, bazen bir insan, bazen ise aşk sanılan fakat gerçek aşk olmayan geçici bir hevestir.
Ne güzel de ifade etmiş Eşrefoğlu Rumi:
“Vücudunu fani etmektir adı aşk.”
Kişi ancak Allah aşkına eriştiği zaman, yani Müslüman olduğu zaman bütün hakikat önüne serilir; yani hakikate erişir. Süheyla da “Müslüman oldum.” demişti. Halbuki çevresi Müslüman olduğunu söylediği halde Süheyla gönül zenginliğine ulaşmıştı. Çünkü bir insan ne kadar mala, mülke ve dış zenginliğe sahip olsa da içi yoksul ise hep yoksuldur.
Yani sözün esrarı: “Yoksulluk içimizde.”