·1062 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Mart 2026 23:27 Anna Karenina’yı okumaya başlamak için uzun zamandır hazırlanıyordum. Fakat beklentimi karşılamadı; şu şekilde bir çok insan için olağanüstü, muhteşem,duygulandırıcı bir kitap olarak yorumlanabilir ama günümüze dönüp baktığımda kitaptakilerle şimdiki hayat arasında pek fark göremedim. Yine çiftler birbirini aldatıyor. Herkes sevdiğiyle evlenemiyor ya da sevmediği için aldatıyor ya da boşanıyor bu gibi durumlar günümüz dünyasında da mevcut. Kitabın dili sade sorun yok fakat kitapta ana karakterden yeteri kadar bahsedilmemiş. Anna’nın kocasını bırakıp sevgilisiyle gitmesi bunlar detaylandırılmamış diyaloglar oluşturuldukça farklı karakterlerden bahsederken anna’yı ilgilendiren konular açılmış; Anna’nın eşi, anna’nın sevgilisi hakkında cümlelere serpiştirilmiş detaylar vs. verilmiş. Ben daha duygusal bir kitap bekliyordum. Diyebilirim ki anna‘dan daha fazla,öteki karakterler anlatılmış; mesela Levin ve kiti,dolli,oğlu Seryoja’nın bakıcısı bunlardan daha çok bahsedilmiş. Vronski‘den kaçmak için bulunduğu şehri terk ederken istasyonda karşılaşıp her şeyin istasyonda ve trende başlaması ta ki anna’nın tren istasyonunda kendini raylara atarak intihar etmesine kadarki süreçte daha yoğun bir duygusallık beklerdim. Bir bölüm anlatmış sonra farklı insanların ilişkilerinden bahsetmiş hatta onların ilişkilerini daha çok detaylandırmış kitap bittiğinde Levin’in dinsel olarak sorgulamaları inançsızlığının somut bir tanrı örneği bulamadığı için olduğunu daha çok okuyorsunuz. Şunu yapabilirlerdi anna intihar etti sonra Vronski‘nin, anna’nın, kardeşinin,anna’nın oğlunun ve anna’nın eşinin bunların anna’dan sonraki süreçte hayatları detaylı bahsedibilirdi. O zaman olmuş derdim eser kötü mü hayır fakat şu dikkatimi çekti anna’nın eşini aldatıp sevgilisiyle gittiği bir dönemde Rusya’da böyle bir davranışın çok sık ve yaygın olarak kadınlar tarafından yapıldığını anlatıyor bize yazar. Anna’nın eşi dindar bir Hristiyan, kurallara bağlı kalmak istiyor anna’nın da sevgilisiyle mutlu olmasını istemediği için onunla boşanmıyor. Buna rağmen anna oğlunu sevgilisi için bıraktı geldi bundan çok pişman oldu. Sevgilisinden olan kızını bu yüzden hiç sevemedi yüzünü bile neredeyse görmek istemedi. Vronski‘nin onu aldattığını düşündü fakat Vronski onu seviyordu. Anna tamamen kendi şüphelerinden dolayı intihar etti diyebiliriz. Anna artık psikolojik olarak iyi değildi yalnızdı gitgide hayatında tutunacak tek dal olarak sevgilisini gördüğü için bu kadar ruhsal yapısı bozulmuştu. Tercih edip geldiği yaşam beklentisini karşılamadı. Kaynanası hiç sevmedi anna’yı, hatta şunu söyledi; böyle rezil bir kadına rezil bir ölüm yakışır. Anna, şunu söylemek istiyor hem sevgilisine hem kitaptakilere; bu ilişkiyi başlattım ve ben bitiriyorum yaşanılan ve yaşanmayan acısı mutlusu her şey benim elimde. Anna toplum tarafından çok sevilen , kıskanılan, güzel, dik duruşlu bir kadındı. Birçok erkek ona hayrandı. Şunu anlıyorsun sevginin şiddeti ne kadar yüksekse nefreti de o kadar yüksek oluyor. Sonuç olarak şu soruyu kendimize sormalıyız; Yola çıktığım yolda bulduğuma değer mi?