Silo son yılların en çok okunan bilimkurgu üçlemesinin ilk kitabı. Hugh Howey Distopya türünde yazdığı romanında Silo adını verdiği bu yer insanların saklanmak için kullandıkları bir sığınaktır. Oysaki önceden insanlar silolarda zor zamanlar için tohum saklıyorlarmış. Fakat dünya zehirli gazlardan dolayı yaşanmaz bir hale gelince insanlar yer altına yüzlerce kat derinliğe inşa ettikleri bu siloları şimdi yaşamak ve hayatta kalmak için kullanmaya başlıyorlar.
Her yerde olduğu gibi Siloda da Üst-alt ilişkisi var. Ama her şey düşünülerek kurulmuş bir düzen. En-Tepede yetkililer bulunuyor ve burası haricinde dünyayı görebilecekleri hiç bir yer yok. En altta ise en zekiler yer alıyor o da herhangi bir sorun karşısında müdahale edebilmek için. İnsanların uymak zorunda oldukları belirli kurallar hakim ve anlaşmaya uymayanlar 'temizliğe' gönderiliyor.
Tabi insanların koyduğu kurallar yasaklardan ibarettir. Dışarıdaki dünya ile ilgili hiçbir fikirleri de yoktur. Çünkü Distopik bir toplum düzeninde her zaman baskıcı bir sistem anlayışı vardır.
Zamanında tohum saklamak için kullanılan silolara şimdi insanları koymuş olmaları tohum gibi insanlarında zamanla çürümesi ve yok olması amaçlanmıştır ve bu kaçınılmaz bir sonuçtur.
Fakat her zaman daha iyi bir dünyanın var olabileceğine olan inanç ve umut insanları
otoriter düzene karşı isyana teşvik ediyor. Yasaklarında bunda etkisi büyük çünkü İnsan psikolojisinde yasaklanan ve erişimi kısıtlanan şeyler daha fazla merak uyandırır. "Bazı kurallar çiğnenmek için vardır ama bazıları hayatta kalmak için." İnsan ruhu ötesinde olan şeye özlem ve istek duyar. Merak duygusu insanın derinliklerine kadar işler özgürlük ise doğasında vardır. İşte bu kitap da Distopik türünde kurgulanmış otoriter düzeni sorgulayan ve boyun eğmeyen insanların düzene karşı bir başkaldırış hikayesidir. Siloda kapana kısılmış bir şekilde yaşayan insanların git gide mutsuzlaşmaya; diğer taraftan hayatta kalmak için verdikleri mücadele ise onları yalnızlaştırmaya başlamıştır. Yeraltındaki bu zorlu yaşamın insan psikolojisine etkilerini yazar çok iyi analiz etmiş.
“Diri diri gömüldüler. Ama ölmediler. Bazılarına yetmedi bağışlanan hayatlar. Çünkü yalanlarla kaplı bir hayatı yaşamaktansa, gerçekler uğruna ölmeyi seçtiler. “
Hugh Howey 'nin kitaptaki en etkileyici alıntısı olabilir bütün hikayenin ana temasını oluşturuyor.
Kurgusuyla, atmosferiyle, gerilimiyle, gizemiyle ve akıcılığı ile başarılı bir roman. Kitap diziye de uyarlanmış ama kitaplarını okuduktan sonra izlemek hikayeyi tam olarak anlamak için daha doğru olur çünkü her zaman kitaplar konuyu daha detaylı işler ve daha derine iner, kitaplarda zaman sınırı da yoktur. Bu yüzden kitaplar her zaman daha güzeldir. Tavsiye edilir..