Aslında çoğu kişinin okumaktan ziyade uyarlama filmiyle tanıdığı kitap Dövüş Kulübü. Kitap yeraltı edebiyatının en gözde ve en tanınmış eserlerinden biri olarak bolca kara mizah ve argo içeriyor öncelikle bunu belirteyim.
Kitap beklediğimin aksine güçlü bir kapitalizm eleştirisi. Anlatıcı, bir şirkette çalışan yüksek kademeli bir eleman; Ikea mobilyalarıyla döşeli evinde aslında özgür olmadığını tüketim toplumunun bir parçasına dönüştüğünü fark ediyor. Maddi olarak kendisini güvence altına almış olsa da manevi yönden açlık da çeken bir adam. Daha sonra akşamları katılmaya başladığı terapi seanslarında da Marla Singer ile tanışıyor. Ancak kırılma noktasını oluşturan tanışma bu değil. Asıl tanışma tam bu sıralarda Tyler Durden isimli part time sinema makinistliği, lüks otel garsonluğu, son derece karizmatik, etkileyici bir adam. Bu yeni başlayan arkadaşlıkla beraber bir gün anlatının evi yanıyor ve o da Tyler Durden ile yaşamaya başlıyor. Sonrasında ise bu ikili Dövüş Kulübü'nü kuruyorlar. Gizli bu kulüple birlikte anlatıcı farklı bir özgürlük keşfediyor.
Bu kurdukları gizli kulüpte, kulüp üyeleri dövüşerek hayatın stresini atıp bastırdıkları kişiliklerini burada ortaya çıkarırlar. Ve bu fikir o kadar başarılı oluyor ki bir noktadan sonra farklı şehirlerde farklı şubeleri açılıyor. Tabi ki gizlilik devam ediyor. Ama bir noktada karmaşa oluşmaya başlıyor. Özgürlük fikriyle ortaya çıkan kulüp kısa süre sonra bambaşka bir kaosa sebep oluyor.
Her yeraltı kitabında olduğu gibi bu kitapta da, insanın acımazlığı, pisliği okuyucunun yüzüne vuruluyor. Kitap felsefi yönlere de fazlasıyla sahip. Kitabı okurken hayatımızı düşündüğümüzde, aslında hepimiz tüketim toplumu içerisinde hepimiz aynı örüntüleri tekrarlayan, aynı hiçliği hisseden, aynı doyumsuzluk ve depresyonla savaşan birer bireyleriz. Aynı zamanda yaşanan tüm bu şiddet olayları içerisinde birer izleyiciyiz. Öfkeli, umutsuz, sistemin çarkları arasına sıkışmış birer izleyici.
Açık konuşmak gerekirse çok uzun zaman boyunca filmin vermek istediği asıl mesajları, alt metni fark etmeyen bir grup ergeni belli eden bir noktada olması sebebiyle kitaba da filme de mesafeli kalmıştım. Ancak en sonunda kitabı elime alıp okuduğumda çok yanlış yansıtıldığını hatta belki özünün hiç anlatılmadığını fark ettim. Üzerine yazılanları okudukça benim de kaçırdığım noktalar olduğunu fark ettim. Yani derin, akıcı, merak uyandıran, sorgulatan harika bir romandı benim için. Benim gibi ön yargılı olanların bir göz atmasını, incelemesini tavsiye ederim.