Kambur — Ruhun Bedendeki Çıkıntısı
Bazı kitaplar vardır, sizi teselli etmek için değil, tam tersine konfor alanınızdan sarsarak çıkarmak için yazılmıştır. Şule Gürbüz’ün Kambur’u tam olarak böyle bir eser. Kitabı bitirdiğinizde elinizde kalan sadece bir hikaye değil; hayata, ölüme ve "normal" denilen o büyük illüzyona dair keskin bir reddediş oluyor.
Fiziksel Bir Engelden Zihinsel Bir Başkaldırıya
Kambur, sadece sırtında bir çıkıntıyla yaşayan bir adamın öyküsü değil. O kambur, aslında kahramanın dünyaya, insanlara ve toplumsal sahteliklere karşı geliştirdiği zihinsel bir kalkan. Karakterin "eksikliği", aslında onun en büyük fazlalığına; yani kimsenin görmediği ya da görmek istemediği o çıplak gerçekleri görme yetisine dönüşüyor.
Zekanın ve Yalnızlığın Acımasızlığı
Şule Gürbüz’ün dili o kadar iğneleyici ve dahice ki, her cümlede durup düşünmek zorunda kalıyorsunuz. Kambur’un o her şeyi alaya alan, hiçbir şeyi kutsallaştırmayan bakış açısı, insanın kendi içindeki o sessiz kalabalığı dağıtıyor. Martin Eden’daki o tutkulu dönüşümün aksine, burada her şeyden vazgeçmiş, dünyanın anlamsızlığını bir madalya gibi göğsünde (ya da sırtında) taşıyan bir karakter var. Onun yalnızlığı bir tercih değil, bir sonuç; gerçeği görmenin kaçınılmaz bedeli.
Neden Okumalısınız?
Eğer hayata dair o "pembe" gözlüklerden sıkıldıysanız ve "gerçeklik" denilen şeyin bazen ne kadar acımasız ve komik olabileceğini görmek istiyorsanız, Kambur sizin için doğru adres. Bu kitap, size aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, ruhunuzdaki o görünmez kamburları da gösterecek.
Puanım: 10/9.5
Alıntı: "Benim kamburum sizin gibi sırtımda değil, ruhumda."