İnsanın başka insana acı vermeden yaşayabilmesi için başka bir ideali olmalı; manevi ve ahlaki bir ideali. Bir insanın yüreği, başka yüreklere dokunduğunda anlar gerçek varlığını. Fakat dokunuşlar bazen yara açar; bir söz, bir bakış, bir susku bile keskin bir bıçak gibi değer cana… Oysa iz bırakan her adım acıtmak zorunda değildir. Bir ideal gerek insana, ruhun karanlık dehlizlerinde yolunu kaybetmemek için. O ideal, yüreğin en derin köşelerinde yanan sönmez bir ışıktır; fırtınalı denizlerde sarsılmayan bir yelkendir. O ışık seni öfkenin kör kuyularından çıkarır, sevgiyi bir lütuf değil, bir zorunluluk hâline getirir.
Aylin Balboa’nın Bu Hikâye Senden Uzun Osman adlı eseri, kapağını kapattığınızda zihninizde bir tortu gibi değil, aksine ferahlatıcı bir nefes gibi kalan kitaplardan. Genellikle edebiyatta ayrılıklar
Bir süredir, “Ben aslında kimim?” diye düşünüyorum. Seninle birlikte olduğumuz zamanlardaki halime ne kadar benziyorum? Kendimi çok sinirli biri sanırdım mesela. Ancak şimdilerde o siniri içimde bulamıyorum. Beni kızdıran şeyler olmadığından değil. Kızacak kadar dahil hissetmiyorum artık hiçbir şeye. Kendime bile dahil değilmişim gibi. Sanki içimden çıkmışım da kol mesafesinden izliyorum olan biteni. Çok da uzağıma gitmiyorum neme lazım. Sonuçta kim olursa olsun, insanın kendini koruyup kollayacak kadar yakınlarında olması gerekir Osman.