10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 00:00
"HOROLOJİST" "Yalnızlık ve güçsüzlük en iyi öğretmenlerdir. insan gerçekten kendi başının çaresine bakmak zorunda kaldığında, özündeki gücü keşfediyor. tam olarak çaresiz kalmadan, ne kadar yaratıcı ve çalışkan olabileceğini asla tahmin edemezsin. Yani mutlaka bir kere dibe vurman lazım." Saatler... En ufak bir hatayı kaldırmayan, milimetrik hesaplarla işleyen mekanizmalar. Her dişli yerli yerinde, her yay gereken gerilimde olmalı ki saat doğru çalışsın. Peki ya insan? O da böyle mi? Hayır. İnsan, en kusurlu, en öngörülemez, en dengesiz varlık. Kitabın bana fısıldadığı ilk sır buydu: Belki de saatlere bu kadar tutkuyla bağlananlar, kendi kusurlarını unutmak isteyenlerdir. Kusursuz işleyen bir dünyaya sığınan, içindeki kaostan kaçan ruhlar... Erhan Akkuzu'nun saatlere olan ilgisinin ardında, belki de kendi iç dünyasının karmaşasından kaçış vardı. Saatler öngörülebilirdi, insanlar değil. Kırık... İsmi bile bir hikâye anlatan bu karakter, aslında hepimizin içinde bir yerde duran o yaralı çocuk. Ama öyle sıradan bir yaralı değil. Kırık, belki de saatleri tamir ederken kendini tamir etmeye çalışan bir ruh. Liseden tanıdığı Akkuzu ile karşılaştığında, aslında eski bir dostla, kendi geçmişiyle de yüzleşiyor. Peki ya Akkuzu? Onun da geçmişte sakladığı şeyler yok muydu? Belki de bu karşılaşma, ikisinin de kaçtıkları gerçeklerle yüzleşmeleri için bir fırsattı. Yazarın burada ustalıkla işlediği şey, karakterlerin birbirine ayna tutması. Akkuzu ne kadar düzenli ve saat gibi işleyen bir hayatın peşindeyse, Kırık o kadar düzensiz ve karmaşık. Ama hangisi gerçekten sağlıklı? Hangisi gerçekten yaşıyor? Her saniyenin bir anlam taşıdığı bu dünyada, Akkuzu'nun yolculuğu onu karanlık dehlizlerden, saat kulesinin gölgesine ve insan ruhunun derinliklerine sürüklüyor bizi. Peki bu yolculuk neyin yolculuğu? Ben buna benlik arayışı diyorum. Akkuzu, saatlerin ardındaki sırları çözmeye çalışırken, aslında kendi içindeki sırları çözmeye çalışıyor. Karanlık dehlizler, onun bilinçaltının koridorları. Saat kulesinin gölgesi, üzerine düşen geçmişin ağırlığı. Ve insan ruhunun derinlikleri... İşte en karanlık, en keşfedilmemiş yer orası. Horolojist, bir saat koleksiyonculuğunun, kaderin ve tercihlerimizin de peşinden giden, sürükleyici bir roman. Saatler, zamanı ölçen nesneler. Zaman ise gerçekliğin en temel boyutlarından biri. Peki ya saatler yalan söylüyorsa? Ya zaman dediğimiz şey, sadece bir yanılsamaysa? Akkuzu'nun başına gelenler gerçek mi, yoksa hepsi onun zihninde mi oluyor? Kırık gerçek bir karakter mi, yoksa Akkuzu'nun iç sesi mi? Bu soruların cevabını kitap boyunca arıyorsunuz, ama yazar bize net bir cevap vermiyor. Belki de cevap diye bir şey yok. Belki de gerçeklik dediğimiz şey, sadece bizim algımızdan ibaret. Zamanı kontrol etmek bizler için ne kadar mümkün bilemiyorum, ama ona uyum sağlayabilmek elimizde. Bir saatin mükemmel çalışması için tüm dişlilerin uyum içinde olması gerektiği gibi, bizim de zamanla uyum içinde yaşamamız gerekiyor. Ne ona direnmek ne de onun altında ezilmek... Sadece akışına kapılmak ve o akışta kendi yerimizi bulmak. Ve geçmiş, bizim en önemli parçamız. Onu değiştiremeyiz ama ona uyumlu bir şekilde yaşamayı öğrenmek zorundayız. Belki de Horolojist'in bize anlattığı asıl şey budur: Zamanın dişlileri arasında kaybolmadan, kendi mekanizmamızı onarmanın yollarını aramak. Kitapla Kalın.
Edebiyat
HorolojistSelman Dinler · Metinlerarası Kitap · 202511 okunma
·
30 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.