Ben ve Mehmet diye iki ana bölümden oluşan bu kitabın "Ben" bölümü gayet akıcı bir şekilde ilerlerken "Mehmet" bölümü beni çok sıktı ve baydı. Kitap bitsin diye kendimi zorladım.
Sırf Mehmet'in hikayesi dinlemek için günlerce Ahmet'in evinde kalan, sürekli olarak ailesini bahane edip eve gitmek isteyen ama bir türlü gidemeyen gazeteci kız;
Rusya'ya çalışmak için gidip Olga'yı görüp aşık olan Mehmet'in aşırı tavırları (kara sevda hissi yaratmaya çalışıldı ama başarılı olamadı.);
Rusya'da ansızın hapse atılan uzun bir süre hapiste kalıp aklını kaybetme derecesine gelen Mehmet'in hapse atılma sebebinin bir geçerliliğin olması ama unutulduğu için uzun süre orda kalmasının vermiş olduğu aşırı inandırıcılık(!) ;
Kitapta olsa da olur olmasa olur diyerek önemsenmeyen birinin katil çıkması;
gibi durumlar kitabı o kadar gözümde büyütmemem gerektiğini gösterdi bana.
Sonuç olarak beni derinden etkileyen bir kitap olmadı.
Kitapta hoşuma giden bazı cümleler
**"Aşk dünyadaki en tehlikeli, en öldürücü duygudur."
**"Birine sevdalanmak, donmuş bir gölde nerede ve ne zaman kırılacağını bilmene imkan olmayan ince buzlar üzerinde yürümek anlamına gelmiyor muydu?"
**“Her insan bedeninin çürüyeceğini bilir ve bundan korkar” dedim.
“Ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür; nedense bundan kimse korkmaz!”
"Unutmak. Eğer unutmak diye bir şey olmasaydı, yaşam da olmazdı. İnsan, unutmadan yaşamını sürdüremez."