"Açık bir muhalefetin" diyoruz, zira bu tür ıslahat (reform) teşebbüsleri kamuoyunda kendisine bir destek bul(a)madığı gibi, bir mânâda köşesine çekilen ve tabiatıyla siyasî gücü de yeterince zayıflamış bulunan ulemanın her hâlükârda gizli (sessiz) ve fakat etkin muhalefetiyle karşılaşıyordu. O devrin toplum hayatında camilerin ve tabiatıyla camilerdeki vaiz ve hatiplerin hatırı sayılır bir mevkii ve itibarlarının ve bu itibar sayesinde oluşan mühim bir kuvvet ve tesirlerinin bulunduğu nazar-ı dikkate alınırsa; ulemanın, hocaların, imam, hatip ve vaizlerin ıslahat teşebbüslerine katılmamalarının ve dahi gizliden gizliye muhalefetlerini sürdürmelerinin halkın kanaatlerini etkilemedeki rolü daha iyi anlaşılır sanırız. Binaenaleyh siyasi merkezin desteğini arkasına almak suretiyle neşriyat yapan basının bu muhalefet karşısında tutunabilmesi ve ellerinden gelen her şeyi yaptıkları hâlde halkın kanaatlerini kolayca değiştirebilmesi mümkün değildi. Nitekim Rifat Börekçi'nin şahsında Diyanet İşleri Reisliği'nin bu tür reform teşebbüslerine karşı takip ettiği ince siyaset hatırlanacak olursa, bu siyasetin ardında ulemanın iradesinin ve bu iradenin beslediği muhalefet duygusunun büyük bir rolü olduğu neticesine varmak güç olmaz.
İstanbul Müessesat-ı Diniyye Müdürlüğü ile Üsküdar Müftülüğü'nün başvurusuna istinaden Ankara'daki Diyanet İşleri Reisliği'nin Cemaleddin Efendi'yi alelacele görevden alması, bu arada Ahmed Hamdi Akseki'nin adeta gerekçeli karar mahiyetinde bir metin kaleme alıp bu metnin -sınırlı bir çevrede de olsa- elden ele dolaşması ve o devrin muteber hocaları, hatta imam, hatip ve vaizleri arasından reform teşebbüslerini destekleyen bir kimsenin çıkmaması, hiç kuşku yok ki yine bu ince siyasetin bir göstergesidir. Bu bakımdan Ubeydullah Efendi, Cemaleddin Efendi, Dr. Abdullah Cevdet, Kılıçzade Hakkı, İsmail Hakkı Baltacıoğlu gibi dinî düşünceleri itibarıyla şaibeli fikir adamları tarafından yazılan ve tabiatıyla o devirde halkın büyük çoğunluğunun okumadığı, itibar etmediği gazete ve mecmualar aracılığıyla neşredilmeye çalışılan münferit fikirlerin kamuoyunda aksiseda bulması mümkün olmamış ve bu nedenle halk kendisine yabancı gördüğü aydınların değil, kendisinden bildiği âlimlerin izini takip etmiştir. Nitekim siyasî merkezin hareketindeki tutukluğun, her defasında geri adım atmak zorunda kalmasının ve reform teşebbüslerine, bilhassa radikal teşebbüslere açıktan destek ver(e)memesinin en temel nedeni de hep bu gizli muhalefetin varlığı olmuştur.
Ulemanın bu konudaki muhalefetine ve gizli de olsa reform teşebbüslerine karşı sürdürdüğü menfi tavrına bir misal teşkil etmesi bakımından, I. Büyük Millet Meclisi'nin I., II. ve III. İcra Vekilleri Heyetlerinde Umûr-ı Şer'iyye Vekilliği yapan[131], hatta Mustafa Kemal ile Fevzi Çakmak'ın bulunmadığı zamanlarda İcra Vekilleri Heyeti'ne başkanlık eden Bursa mebusu Mustafa Fehmi Efendi'nin (Gerçeker, öl. 1950) Cemaleddin Efendi'nin teşebbüsü ve bu teşebbüs vesilesiyle Ahmed Hamdi Akseki'nin kaleme almış olduğu mezkûr risale hakkında yazdığı "Bir İmam ve Bir Mühim Eser" başlıklı ve 17 Mart 1930 tarihli on dokuz kıtalık bir şiirinden nakledeceğimiz bazı bölümler sanırız bu konuda bir fikir verebilecek mahiyettedir:
Bir imam eylemiş namaza kıyam
Kendi zu'münce Türkçe Kur'an'la
Türkçe Kur'an mı var behey şaşkın
Oynamaktır bu din ü imanla
Sen kim oldun ki cüret ettin de
Hangi ilminle kudretinle bugün
Zirve-i içtihada tırmandın
Seni çoktur bilen ki neydin dün
Seviyormuş da Türk'ü Türkçe'yi o
Türk cidalinde nerde kalmıştır
Boğulurken vatanda milliyet
Nazenin havaya dalmıştır
İlm ü fen, sa'y u ihtisas ister
Her işin başka başka erleri var
Söylemek hakkı varsa herkeste
Sözlerin ayrı ayrı yerleri var
Şaşarım sersemin teşebbüsüne
Ki düşünmez nedir serencamı
Kafasından esen havaya uyup
Bozuyormuş binâ-yı İslâm'ı
---
[131] Türker Sanal, Türkiye'nin Hükümetleri, sh. 104-106, Ankara, 1997.