Bir Devrimin Savunması
Puan vermedi·704 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 18:45
Öncelikle Nutuk bir tarihi eser değil, Kurtuluş Savaşı gibi müthiş bir süreci, bu sürecin başındaki kişi olan Mustafa Kemal’in kendi perspektifinden anlattığı bir savunma ve siyasi metnidir. Dolayısıyla içinde tartışmaya açık noktalar barındırır. Kanaatimce Nutuk'ta Kurtuluş Savaşı sürecini 3 aşamaya ayırabiliriz: 1. Milli Mücadele’nin siyasal olarak meşrulaştırılması 2. Ordu içinde meşrulaştırılması 3. Kurulacak düzenli bir ordu ile düşmanın yurttan atılması. Bu üçünü de başaran M. Kemal, mücadeleyi hem siyasal hem de ordu içinde meşrulaştırma gereğini, siviller ve ordu içinde ülkenin kurtuluş yolunu mandacılıkta görenlerin varlığı ve tek kurtuluşun ‘’Ya İstiklal, Ya Ölüm!’’ diyerek yola çıkan, bunun dışında hiçbir görüşün kabul edilemeyeceğini bildiğinden duymuştur. Mandacılık fikrini ‘’güçsüzlük’’ ve ‘’beceriksizlik’’ olarak nitelemesi ve halkı savaşa duygusal olarak hazır duruma getirmeyi planlaması örnek olarak verilebilir. Öte yandan ordu içinde de henüz Kurtuluş Savaşı’nı mümkün görmeyip buna hazır olmayanların varlığı da bir hayli ilginç. Örneğin, Erzurum Kongresi’nin bildirimleri ve tüzüğü komutanlar ve güvenilir makamlara dağıtılıp bulundukları yere göre basılıp çoğaltılması istenmiş, ancak 3. Kolordu Komutanı Salâhattin Bey’in Tüzüğün ikinci ve dördüncü maddesini sakıncalı bulmuştur. İkinci madde, ‘’birlik olarak savunma ve direnme ilkesinin kabul dilmesi’’ iken, dördüncü madde ise, ‘’geçici hükümet kurulabileceğine’’ ilişkin maddedir. Kitaptaki en ilginç noktalardan biri Mustafa Kemal’in BMM’ni açarken kullandığı akıllıca siyasi yöntem. BMM’nin açılacağına dair yaptığı bildirimde Meclisi İstanbul’da esir Halife ve Padişahı kurtarmak ve düşmanı yurttan açmak için kurulacağını belirtmesi ve meclisin açılacağı gün, ‘’cuma namazı, sala, Buhari okunması hutbe okunması, açılışta dualar edilmesi ve kurban kesilmesi’’ gibi dini motiflere vurgu yapmasını şöyle yorumlamak mümkün: Anadolu halkının büyük kısmı padişaha bağlı olduğundan M. Kemal, saltanat ve hilafet makamını, aslında amacı onu tasfiye etmek olan meclis için bir kalkan olarak kullanmış, Kurtuluş Savaşı’nı dini motifler kullanarak ‘’kutsal bir cihat’’ olarak konumlandırmış, böylece kendisi ve arkadaşları için ‘’dinsiz’’ olduklarına dair propagandalara karşı hamle yapmıştır. Kitapta M. Kemal’in beraber mücadele ettiği kişileri rahatlıkla itham edip eleştirdiği görülüyor. Bu okuyucu için önemli bir özellik, çünkü kitabı okurken, ‘’ben şunu yaptım, bunu yaptım’’ değil, ‘’bunu yaptım, şu yüzden yaptım’’ diyen bir adamın sözlerini okuyoruz. Kitapta tartışmaya en çok açık noktaları barındıran kısım, cumhuriyetin ilanı sonrası. M. Kemal’in cumhuriyet rejimini meşrulaştırmak için bazı radikal adımlar attığı görülüyor. Halde Edip ve Kazım Karabekir gibi önemli isimlerin daha sonra Nutuk’a itiraz ettiğini de görüyoruz. Kitapta Kazım Karabekir’in Milli Mücadelenin ilk zamanlarında çektiği bir telgrafta ‘’melek yüzlü padişahımız’’ ifadesi geçiyor. Karabekir’in en çok itiraz ettiği yer işte tam da burası. Kendisi Nutuk’a yanıt olarak ‘’İstiklal Harbimizin Esasları’’ adlı bir eser yayımlayıp, ‘’19 Nisan 1919’da Trabzon’a çıktım.’’ cümlesi ile başlayarak Nutuk’a çok belirgin bir gönderme yapıyor. Okumamış olsam da, kendisinin padişahçı olmadığını cumhuriyetin kuruluşunun başından beri planladığını ancak kendisinin ikinci plana atıldığını belirtiyor, hatta M. Kemal’i Kurtuluş Savaşı için kendisinin ikna ettiğini savunduğu belirtiliyor. Kitabın bir yerinde ‘’Osmanoğulları Türk ulusundan egemenliğini zorla elinden aldı’’ cümlesini kurar. Oya ki bu söz, tarihsel olarak doğru bir zeminde yer almaz. Osmanlı’nın ortaya çıktığı dönem, dünyada monarşinin hüküm sürdüğü bir dönemdi. Elbette M. Kemal’in bunu bilmediği sanmak saflık olacağından bu sözü cumhuriyeti meşrulaştırma çabası olarak görebiliriz. Cumhuriyet Kurulduktan kısa bir süre sonra gazetelere rejim aleyhine demeçler verip Halife ile görüşen Rauf Orbay’ın toplanan mecliste İsmet İnönü ile aralarında geçen diyalogda İnönü’nün: ‘’Bir Halife fetvasının bizi Birinci Dünya Savaşı’na soktuğunu hiçbir zaman unutmayacağız. Tarihin herhangi döneminde, bir halife, bu ülkenin alınyazısına karışmayı aklından geçirirse o kafayı kesinlikle koparacağız’’ şeklinde sert söylemlerde bulunduğu görülüyor. Ancak tarihsel olarak bakıldığında söz konusu fetva, padişahtan bile habersiz yapılan gizli bir antlaşma sonucu savaş girdikten günler sonra ‘’Büyük Cihat’’ olarak yayımlanmıştır. Kaldı ki, dönemin İttihat ve Terakki hükümeti için fetva bir şart değil, devletin bekası için yalnızca bir araçtır. Dolayısıyla o dönemde Halife bir otorite değil, devlet mekanizmasının parçasıydı. O yüzden Halifelik makamını eleştirmek için koca 1. Dünya Savaşı’nın yükümlülüğünü sadece bu makama atmak yanlış bir bakış açısı olsa da, Milli Mücadele yıllarında Halife’nin fetvası ile idama çaptırılmaları, Halife Ordusu yüzünden kendi insanı ile çarpışmak zorunda kalmış olmaları dolayısıyla bu makama karşı haklı bir öfkesi olduğunu da es geçmemek gerekir. Sadece Nutuk’ta değil, Türk tarihinde de en tartışmalı noktalardan biri olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası için, M. Kemal, Nutuk’ta ‘’ Terakkiperver Cumhuriyet Partisi ve En Hain Kafaların Ürünü Olan Programı’’ ifadesini kullanıyor. M. Kemal, bu sert üslubunu yeni kurulan devletin ‘’laiklik’’ ve ‘’cumhuriyet’’ henüz çok taze olması, TCF’nin tüzüğündeki o meşhur ‘’Parti, dini inançlara ve düşüncelere saygılıdır’’ ibaresini, kesinlikle taviz vermediği inkılaplara yönelik karşı-devrimcilere verilmiş bir ‘’yeşil ışık’’ ve ‘’siyasi bir kurnazlık’’ olarak gördüğü için kullanmıştır. Öte yandan parti kurucuları kişisel ihtiraslarla yolundan ayrıldıklarını ve rejimi tehlikeye attıklarını düşündüğü için bu ağır sıfatları kullansa da, şahsen rejim ve inkılap aleyhine en ufak ses çıkmasına taviz vermeyip devrimleri gerçekleştirmek için gerekirse radikal adımlar atmaktan çekinmemesine yoruyorum. Son olarak TCF’nin Şeyh Sait veya diğer gerici isyanları doğrudan planladığına veya yönettiğine dair somut bir kanıt yoktur. Ancak isyan patlak verdiğinde, bölgedeki bazı TCF şubelerinin (özellikle Genç ve Ergani şubeleri) isyancılarla temas kurduğu veya isyana sempati duyan kişileri barındırdığı İstiklal Mahkemeleri tutanaklarına yansımıştır. Partinin tüzüğündeki ‘’dine saygılıyız’’ ifadesi isyanın motivasyon kaynağı olmuş olabilir ancak Kazım Karabekir gibi bir hele ki İzmir Suikasti gibi bir şeyle itham edilip mahkeme önüne çıkması yenilir, yutulur şey değil. Tarihçilerin çoğu partinin üst yönetiminin isyanla bir alakası olmadığını, ancak alt kadroların kontrol edilemediği görüşündedir. Tüm bunların yanında canını hiçe sayıp, ülkenin, milletin kurtuluşu için yola çıkmış Mustafa Kemal Atatürk’ün bu eserini okumanın her Türk genci için bir ödev sayar. Okurken eleştirel ve sorgulayıcı yaklaşılmasını tavsiye ederim. Mustafa Kemalinde istediği böyle bir gençliktir.
1000k
NutukMustafa Kemal Atatürk · Say Yayınları · 202134,4bin okunma
·
54 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.