Kuşlar da Gitti, yalnızca birkaç çocuğun kuş yakalayıp satma hikâyesini anlatan bir roman değildir; aynı zamanda yoksulluğun, umudun ve insanın doğayla kurduğu kırılgan ilişkinin derin bir anlatımıdır. Yaşar Kemal bu eserinde, hızla değişen bir dünyanın ortasında ezilen küçük insanların hikâyesini büyük bir merhamet ve şiirsellikle dile getirir.
Romanın merkezinde, İstanbul’un kenar mahallelerinde yaşayan çocukların kuşları yakalayıp satma çabası vardır. Ancak bu çaba yalnızca bir geçim meselesi değildir; aynı zamanda insanın hayatta kalma mücadelesinin sembolüdür. Çocuklar kuşları yakalar, onları satıp para kazanmayı umut ederler. Fakat şehir değişmiştir; insanların kalbi sertleşmiş, merhameti azalmıştır. Kuşlara duyulan eski şefkat yok olmuş gibidir. Böylece çocukların umutları da yavaş yavaş tükenmeye başlar.
Yaşar Kemal bu hikâyeyi anlatırken doğayı yalnızca bir arka plan olarak kullanmaz. Kuşlar, gökyüzü, rüzgâr ve deniz romanın ruhuna sinmiş birer semboldür. Kuşların uçuşu özgürlüğü çağrıştırırken, yakalanmaları ve kafese kapatılmaları insanın doğaya ve birbirine yaptığı zulmün sessiz bir metaforu hâline gelir. Kuşlar azaldıkça yalnızca doğa değil, insanın içindeki masumiyet de eksilir.
Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, çocukların umut ile çaresizlik arasında gidip gelen ruh hâlidir. Onların dünyasında umut hâlâ vardır; fakat şehir bu umudu sürekli kırar. Böylece roman, modernleşmenin getirdiği yabancılaşmayı da güçlü bir şekilde hissettirir. Kalabalıkların ortasında büyüyen bir yalnızlık vardır.
“Kuşlar da Gitti”, aslında bir kayboluşun romanıdır. Kuşların kayboluşu, doğanın kayboluşudur; doğanın kayboluşu ise insanın içindeki merhametin ve saflığın kayboluşuna işaret eder. Yaşar Kemal, bu küçük hikâyeyi anlatırken büyük bir ağıt yakar: gökyüzüne, çocukluğa ve yavaş yavaş sessizleşen dünyaya.
Roman bittiğinde okuyucunun zihninde şu duygu kalır: Kuşlar gerçekten gitmiş midir, yoksa onları kaçıran insanın kendi vicdanı mıdır? Çünkü bazen bir şehirde kuşlar susar; ama aslında susan şey, insanın kalbidir.