·264 syf.····Okunma: 28 Şubat 2026 00:00 Öncelikle bir "Yaşamak" değil. Bu cümle ile ne demek istediğimi hem Yaşamak hem de Kanını Satan Adam kitaplarının ikisini de okuyanların anlayacağını düşünüyorum. Yazarın Yaşamak isimli kitabı; okurken beni çok üzen, su gibi akıp giden ve bana kitap soran herkese mutlaka okumalısınız diye önerdiğim bir kitaptı. O yüzden Kanını Satan Adam'a da heyecanla başladım ancak kötü olmamakla birlikte, tam olarak aradığımı bulamadım.
Kitabın içeriği yine sarsıcı; insanların geçimlerini sağlayabilmek adına kendi kanlarını satarak para kazanmalarını okuyoruz. Buradan da halkın ne kadar fakir olduğunu anlayabiliriz. Durumları zaten iç açıcı değilken üzerine bir de komünizmin gelmesiyle birlikte değil kanlarını, canlarını dahi satsalar durum yine de vahimdir. Bu durumu kitabın şu satırları çok daha iyi özetler: "Fabrikaların neden çalışmadığını, dükkanların neden kapandığını, okullarda neden ders işlenmediğini ve sen neden artık börek kızartmaya gidemediğini biliyor musun? İnsanların neden ağaçlara asıldığını, kimilerinin neden zorla ahırlara kapatıldığını, kimilerinin neden ölesiye dövüldüğünü filan biliyor musun?" Hayatları zindana döner anlayacağınız, komünizm gelmiş ancak işlerini, eğitimlerini, geçimlerini ve canlarını ellerinden almıştır. Xu Sanguan'ın ise öncesinde de sonrasında da tek bir kurtarıcısı vardır: kanı. Karısının bir ihtiyacı olduğunda, oğullarının başı sıkıştığında soluğu hep hastanede alacak ve kanını satacaktır. Peki ya oğulları, onlar da babaları kadar fedakar mıdır?
Başta da söylediğim gibi kötü bir kitap değil. Hüzünlü bir konu, akıcı bir üslup var ancak vurucu bir anlatım yok ne yazık ki. Zaman zaman da aynı şeylerin tekrar tekrar karşınıza çıkması, bir noktadan sonra okurken, "Yeter!" de dedirtiyor. Eğer merak ediyor ve okumak istiyorsanız yine de öncesinde mutlaka Yaşamak'ı okuyun derim. İkisini de okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız.