Çıplak Güneş'i okumak keyifliydi ama okurken aklıma yatmayan şeyler olacağını tahmin etmemiştim. Günümüz yapay zekasını neredeyse her an deneyimliyor olmamıza karşın 1950'li yıllarda çıkmış bir kitapta, yazarın, robotlar üzerine kurduğu evrendeki robotlarının ne kadar ilkel kaldığını garipsememiz saçma olur, bunu biliyorum. Bana tutarsız gelen kısımlar zaten robotların tarafı değil, insanlarınki.
Asimov, bazıları yanlış (örneğin; insanların, çocukken her şeyden korktuğu, büyüdükçe korkularından arındığını söylediği kısım; aslında tam tersi bebek/çocuk olduğumuz zamanlar en korkusuz olduğumuz -genlerle geçen temel korkular hariç- zamanlardır, korkuyu büyüdükçe öğreniriz), bazıları da -ihtimal dahilinde olsa bile- yaşanması pek mümkün olmayan "bence" distopyalar yaratmış. Evrende robotların bulunması, dünyalar arası yolculuk ve uzay/uzaycı konularının işlenmesi eserleri bilimkurgu kategorisine dahil etse de hikaye polisiye üzerinden ilerlediği ve olayların asıl odağı insanlar üzerinde olduğu için bana daha çok distopya/polisiye okuyormuş izlenimi veriyorlar. İkinci kitapta bunu daha çok hissettim. Üçüncü kitapta ise bunun değişeceğini düşünüyorum çünkü olaylar biraz daha gezegenler, insanlar/uzaycılar arası çatışmaya evrilecek gibi bir mesaj vermiş son bölümlerde Asimov. Baley bu kapışmalarda nasıl bir rol oynayacak görmek için sabırsızlanıyorum.
Şöyle bir toparlayacak olursam:
Kitapta her şeyi Baley ile birlikte öğrenmek kesinlikle çok hoşuma gidiyor. Olay çözülene kadar bize kendi zihninden geçenleri aktarıyor gibi görünse de olayı çözdüğünü söylediği an aslında kafasının içine, bizi, bizim olduğunu düşündüğümüz kadar derine davet etmediğini anladığımız o aydınlanmayı da ayrıca çok seviyorum. Baley son sözünü söyleyene kadar okur olarak biz olayın nasıl gerçekleştiğini asla tam olarak bilemiyoruz. Sherlock Holmes bu kitaplara belli ki çok fazla esin kaynağı olmuş. İyi de olmuş.